Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Anayasasının ikinci maddesinde Türkiye’nin bir sosyal hukuk devleti olduğu belirtilmektedir.
Buna karşın yıllar içinde uygulanan neoliberal ekonomi politikaları ve sosyal güvenlik alanında yapılan değişiklikler, sosyal devlet anlayışının giderek zayıflamasına yol açmıştır. EĞİTİMDEN SAĞLIĞA EŞİTSİZLİK Bu aşınmanın en fazla hissedildiği alanlardan biri eğitimdir. Özel okullara yönelik teşvikler bir yana, kamu okullarında yaşanan sorunlar eğitimde fırsat eşitliği tartışmasını daha da büyütmüştür.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle yüksek gelirli aileler çocukları için daha fazla eğitim olanağı sağlayabilirken dar gelirli ailelerin seçenekleri giderek azalmaktadır. Böylece eğitim, herkes için eşit bir kamu hizmeti olmaktan uzaklaşmakta, ailenin ekonomik durumuna göre farklı olanakların ortaya çıktığı bir alana dönüşmektedir. Sağlık alanında da benzer bir durum söz konusudur.
Şehir hastaneleri modeli ve genel sağlık sigortası uygulamasıyla birlikte sağlık hizmetlerinin finansmanı ve sunumu daha karmaşık bir yapıya dönüşmüştür. Yurttaşlar sağlık hizmetlerinden yararlanırken bazı durumlarda ek ödemelerle karşılaşabilmektedir.
Sağlık hakkının niteliği açısından bakıldığında, burada yalnızca hastanelerin sayısını veya yapılan yatırımları değil, insanların bu hizmetlere ne ölçüde ve hangi koşullarda ulaşabildiğini de tartışmak gerekir. EMEKLİLİK SİSTEMİ DE ETKİLENDİ Sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi de bu dönüşümden önemli ölçüde etkilenmiştir.
2006 yılında yürürlüğe giren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile emeklilik koşullarında çeşitli değişiklikler yapılmış, emeklilik yaşı ve prim ödeme şartları kademeli olarak artırılmıştır. Aylık bağlama oranının düşürülmesi de emekli aylıkları üzerinde etkili olmuştur.
Çalışma yaşamı boyunca ödenen primlerin emekli aylığına yansıma oranının azalması, özellikle düşük ücretle çalışanlar açısından emeklilik dönemindeki gelirin yetersiz kalmasına neden olmuştur. Bugün birçok emekli geçinmekte zorlanıyor. Kira, gıda ve sağlık giderlerindeki artış, zaten sınırlı olan emekli gelirlerini daha da yetersiz hale getiriyor.
YARDIM DEĞİL, GÜVENCE VE HAK Sosyal devlet anlayışındaki gerilemenin bir başka sonucu da sosyal yardımların giderek daha fazla önem kazanmasıdır. Yurttaşın sosyal güvenliğini kalıcı biçimde sağlayan hak temelli politikaların yerine, ihtiyaç sahiplerine yapılan ayni ve nakdi yardımların ağırlık kazanması sosyal devlet anlayışı açısından ciddi bir tartışma yaratmaktadır.
Sosyal yardımlar yoksulluğun temel nedenlerini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle yoksulluğu yalnızca yardım politikalarıyla yönetmek yerine, insanları sürekli yardıma muhtaç hale getiren koşulların üzerinde durmak gerekir. Türkiye’nin toplumsal refahı ve sosyal barışı açısından sorun sosyal yardımların varlığı değil, insanların neden sürekli yardıma ihtiyaç duyduğudur.
Sosyal devlet, yurttaşın sürekli yardım istemek zorunda kaldığı bir sistem olmamalıdır. Yüksek enflasyon, yaşam pahalılığı ve iş güvencesizliği dar ve sabit gelirli kesimler açısından barınma, beslenme, eğitim ve sağlık giderleri her geçen gün daha ağır bir yük oluşturmaktadır. Sosyal devletin görevi, eşitsizlikleri kaldırmak, yurttaşların temel ihtiyaçlarını güvence altına almaktır. HALİT PAYZA YAZAR
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika