Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Şiir kime seslenir? Şair sesi ne demektir? Niçin bunca zamandır yaşamış şiir? Şairlerini niçin sevmiş, bağrına basmış toplumlar? Kimi şairler niçin unutturulmak istenmiş? Soluğu niçin tükenmemiş şiirin? Şiir el uzattığı için mi yüreklere? Şiir, dostu olduğu için mi insanların? İnsanlara ne vermiş, ne katmış, ne bağışlamış şiir? Kimileri niçin korkmuş şiirden?
ŞİİR, İNSAN İÇİNDİR Şiir, yaşamı, yeniden üreten yoğun sesidir insanın. Yaşamın kuşaklardan kuşaklara aktarılmasıdır. İnsandan, insanlar arası ilişkilerden yola çıkılarak yazılan bir tarih gibi; insan yüreğinden, insan aklından titreşimlerin aktarıldığı bir tarih gibi, insandan ve yaşamdan oluşur şiir. İnsana seslenir şiir. Şair sesi insan sesidir.
Doğaya ve kendisini ezmek, sömürmek, baskı altında tutmak isteyen başka insanlara karşı dirençli bir umudun sesidir şair sesi. Direnme ve umut, insanın en soylu, en onurlu, en köklü erdemlerindendir. Bu erdemin billurlaşmış ifadesi olduğu için yaşamasını sürdürmüştür şiir. Bunun için, umuda ve direnmeye ihtiyacı olan insanların büyük çoğunluğu şairleri ve şiiri bağrına basar.
İnsanların umut ve direnmesini kırmak isteyen egemen güçler, her şeye saldırırken şiire de saldırmayı ihmal etmemiş elbette. Saldırmış ama baş edememiş şiirle, şairlerle. Vurmuş, kırmış, asmış, öldürmüş, zindanlara doldurmuş ama yenememiş şiiri, şairleri. Şiir, görevi gereği savunmuş kendini. Gün olmuş yalnızca yüreklerde fısıldamış, gün olmuş meydan kalabalıklarını coşturmuş.
Gün olmuş ekmek, yumruk, sevda gibi dostluğunu sunmuş. Sırdaşı olmuş insanın. Ses olmuş yürekten yüreğe. HER ANDA ŞİİR İşte, aşkta, kavgada, barıştadır şiir. Sevgide şiir vardır; öfkede, sevinçte, acıda, coşkuda, kederde şiir. Yaşamın olduğu her yerde, her anda olan şiir de tüketim kültürünün saldırısıyla, kuşatmasıyla karşı karşıya bugün.
Kaynağını halk edebiyatımızın dirençli damarından alarak doruğa ulaşan görkemli şiir geleneğimiz yok edilmek isteniyor. Halkçı, insancı damarına bağlanmayan şiir bugünleri kucaklayıp yarınlara akamaz. Şiir bu bilinci ve duyarlılığı yaşama geçirmek zorundadır.
BIÇAK KEMİKTE 1962’de yazmıştı Hasan Hüseyin yoksulluğun, sömürünün, adaletsizliğin dayanılmaz bir noktaya geldiğini, halkın baskı, sömürü karşısındaki sessizliğini anlattığı ve Tohumlar Tuz İçinde adlı kitabında yer alan “Bıçak Kemikte” şiirini: “Eti geçti, duydun mu? / Bıçak kemikte. / Duymadınsa duy artık/ behey Allah’ın kulu,/ bıçak kemikte. / Duy da silkin n’olursun/ bu ne biçim uyku bu.
/ Bıçak kemikte “Verilmemiş alınmış hep,/ yük vurulmuş dağlar gibi -insanlık bu mu? / Çalıyor sömürünün imdat çanları,/ kımılda da kurtar şu onurunu/ bıçak kemikte. “Topraksa paylaşılmış kıyılarsa yağmalanmış,/ umut hacizde,/ ya bu neyin puştluğu bu/ sana yokluk sana yasak sana dam/ insan değil -hâşâ- bir yağmacı soyu bu,/ bıçak kemikte. “Üretensin yaratansın yürütensin dağları,/ bakma öyle kilit kilit, duvar duvar.
/ Yetsin artık bu susku/ bıçak kemikte. / Anasın boynun bükük babasın kolun kırık/ oğullar kan içinde. / Kaldır artık başını/ ‘kalsın benim dâvam dîvana kalsın’ demiş ozan. / O dîvan sensin artık/ bıçak kemikte.”
Yine 1960’larda “Bıçak kemiğe dayandı” deyişini Âşık İhsani de şiirleştirmiş ve bir plağa okumuştu sonradan kitabına da ad olan “Bıçak Kemikte” adlı şiirinde: “Ne günlere duruyorsun arkadaş/ Yürü, kalk, olanca hızınla yürü/ Bıçak geldi ta kemiğe dayandı/ Karınla, oğlunla, kızınla yürü “Sözüm sana işçi kardeş, bak dinle/ Gün bugündür yürü, zaman seninle/ Ayağından kesilirsen elinle/ Olmazsa dişinle, dizinle yürü.”
*** Gençlik Marşı’ndaki “ Yürüyelim arkadaşlar” dizesi bugün bunları çağrıştırdı bana.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika