Nasrettin Hoca ile Şvayk’ın mizah üzerinden ortaklığı
Akşehir Şenlikleri’nde Nasrettin Hoca’yı temsil eden sanatçının şaka yaptığı gerekçesiyle soruşturulması, Yaroslav Haşek’in “Arslan Asker Şvayk” romanındaki benzer durumu hatırlatıyor. Metin, savaşla alay ettiği gerekçesiyle hapse atılan Şvayk üzerinden mizah, adalet ve baskı ilişkisini ele alıyor.
Akşehir Şenlikleri sırasında Nasrettin Hoca’yı temsil eden sanatçının şaka yaptığı için soruşturulması aklımıza bir kitabı düşürdü. Çek yazar Yaroslav Haşek ’in ünlü romanının kahramanı “Arslan Asker Şvayk” da tıpkı Nasrettin Hoca gibi evrensel anlamda ün kazanmış bir halk tiplemesidir. Ufak bir azınlığın çıkarları uğruna başlayan 1.
Dünya Savaşı sürecinde yaşananları mizahi bir anlatımla ele alan ve barışın yüceltildiği romanda, Aslan Asker Şvayk, karşısına çıkarıldığı komisyon tarafından “savaşla alay eden sıfır numara bir hergele” olduğu gerekçesiyle hapse atılır.
Image
Aslan Asker Şvayk, oradaki askeri sorgu yargıçlarının uyguladıkları yöntemleri şaşırtıcı bulduğunu şu sözlerle anlatır: “Böyle bir adalet cihazı; politik, ekonomik ve ahlaksal bir çöküşün arifesinde olan bir devletin her zaman için ayırıcı niteliğidir. Böylesi bir devlet şanını, şerefini mahkemelerle, polisle sürdürmeye çalışır; jandarmaları ve en bayağısından muhbirleri, hafiyeleri bol bol kullanmaktan çekinmez.”
BORSA REZALETİ Borsayı allak bullak eden uyanıklardan biri de AKP İstanbul Gençlik Kolları’nda yönetim kurulu üyeliği yapmış olan Muhammed Yarız ’dı. 28 yaşında portföy başkanı yapılmış, milyon Avrolarla iş çeviriyordu! 750 milyon liralık yat almıştı. Her şeyi göz göre göre batırdı. İktidar batıkları Varlık Fonu’na, kamu bankalarına yükledi.
Sonuç: AKP’li Muhammed’in paçasından akanları, başında bin bir dert bulunan gariban halk üstlenecek. AKP’DE SIKINTI ARTIYOR AKP’de işlerin kötüye gittiği kesin. Ankara’daki iktidar kulislerini dikkatle izleyen muhabirimiz Merve Kılıç’ ın yazdığı haberlere göre, AKP içinde bile, partilerine oy verenler başta olmak üzere seçmenin, büyük bir suskunluk içinde sandığı beklediği dile getiriliyormuş.
Saray’dan esintileri duyuran Şamil Tayyar da siyasette, bürokraside, hayatın birçok alanında tuhaf bir dağınıklık olduğundan yakındı. Ona göre, herkes (herkesten kastı AKP kanadı olsa gerek) ayrı telden çalıyor, birbiriyle çatışıyormuş. Fırsatı ganimete çevirmek istiyorlarmış. Gelecek hesabı içindelermiş. İçten içe fokurdamanın göstergeleriyle karşı karşıyayız.
Güçten düştüler, gelecek kaygısıyla panik içindeler; ayak sürüyor, zaman kazanmak istiyorlar. Nafile. İniş başladı bir kere. ÇIKAR SİYASETİ Belediyelerde tehdit ve çıkar karşılığı gerçekleşen transferleri izliyoruz. Halk tarafından ayıpsanan transferlerin ana nedenleri arasında karakter zayıflığı, siyasal yönelim yoksunluğu, paragözlük ve örgüt disiplinsizliğini sayabiliriz.
Ancak en önemli nedenlerin, parti yöneticilerinin aday belirleme aşamasındaki tek başına karar verme tutkuları, kayırmacılık ve çıkarsal-parasal ilişkiler olduğu kesin. Bütün bu kokuşmuşluğun altında yatan tedavi edilemez hastalıksa siyasetin artık halk ve yurt için değil, tümüyle kişisel yarar sağlamak amacıyla yapılıyor olması.