Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Haberlerimizi Google’da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun. Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin Cem Gelinoğlu yeni projesinin heyecanı içinde. O bir komedyen ama sohbet ederken kendini ciddiyetle anlatmayı seviyor. Tıpkı filmlerindeki gibi pozitif bir enerjisi var. Gelinoğlu’yla başlıyoruz muhabbete. ◊ İlk kez bir stand-up’la karşımızdasın. Adı ‘Hiperfrontalite’. Ne demek bu?
Hiperfrontalite beynin ön lobunun gereğinden fazla çalışması demek. Bu durumda beynimiz sürekli ‘Acaba doğruyu mu yapıyorum yoksa yanlış mı yaptım’ diye sorguluyor. Aslında mükemmeliyetçilik takıntılı bir beyin ortaya çıkıyor. ◊ Neden bu ismi seçtin? Çünkü benim yaşadığım durumun adı hiperfrontalite. Bu da hayatımı çok zorlaştırıyordu. Ve bu hikâye üzerinden beynimin nasıl çalıştığını anlatmaya karar verdim.
◊ Nasıl takıntıların var? Takıntı kelimesi biraz negatif kullanılıyor, bendeki öyle değil. Zihnim çok fazla detaylarla ilgilendiği için her şeyi doğru yapma ve her şeyin mükemmel olması takıntım var. ◊ Bu kadar her şeyin mükemmel ve doğru olmasını isteyen bir beynin varken bu meslek zor değil mi? İşlerin eleştirilecek, esprilerin linçlenecek... Bu aslında benim için bir cehennem yaratıyor.
Bir yandan da yaratıcı tarafıma çok fayda sağlıyor. Bu olayın kendi cenderesi de bu. ◊ Peki, filmlerin güzel gitti, iyi gişeler yaptı. Sosyal medyada çok takip ediliyorsun. Sahneye çıkmak biraz ego tatmini için mi verdiğin bir karar? Hiç öyle değil. Tatmin duyguları tabii önemli, bunu inkâr edemem ama egomu tatmin etmeye çalışmak gibi bir şey yaşamıyorum.
Çünkü egomun öyle bir açlığı yok ve egomu gayet iyi dizginlediğimi düşünüyorum. Jack Fresco’nun bir söyleşisinde duymuştum; “Sinemacılar çabuk depresyona girer ama tiyatrocular öyle değildir çünkü alkışı anında alırlar ve doğru bir şey yaptıklarını hissederler” demişti. Ben de bir sinemacı olarak yıllarımı depresyonla geçirdim, bir de sinema kolektif zekâ isteyen bir şey.
Çok fazla dinamik var ve her birini kontrol edemiyorsun. Ben de seyirciyle tabiri caizse biraz daha baş başa kalmak için bu stand-up’ı yaptım. Seyirciye mizahımı içimden geldiği gibi baş başa anlatmak istedim. ◊ Sahnede ne anlatıyorsun? Gösteride sizi, ses olarak biriyle tanıştıracağım.
Onunla ikimizin hayat boyu verdiği kavgalar ve bizim bakış açımızdan hayatı nasıl algıladığımızı göreceksiniz, insanlar da kendinden çok ortak şey bulacak. Toplumsal anlamda da tespitler barındıran noktalar var. Seyirci biraz benim gözümden dünyayı görecek. ◊ İlk kez sahneye çıkacağın için hiç korktun mu? Deliler gibi korktum ama korku bize bunları yaptırıyor.
Bizzat seyircimden korkmam çünkü onlar bana her durumda sevildiğimi hissettiriyor. Ama onların karşısına iyi çıkmak ve onlara “İyi ki” dedirtmek istiyorum. O yüzden korktum, çok çalıştım, çalışmaya da devam ediyorum hâlâ. Şunu biliyorum, bu bir süreç. Her geçen gün daha iyi olacağım, bunu bomba gibi bir stand-up’a dönüştüreceğim.
‘Benim hep kendimle alakalı kavgam vardı’◊ Bir keresinde “Dangalak biri olmayayım diye kendimi düzeltmeye çalışırken yanlışlıkla fazla efendi oldum” demişsin. Bunu biraz açsana... Gençken tecrübesizlik, benim için eşittir biraz dangalaklık gibiydi. İnsan bazı deneyimler yaşayıp etrafından ilham aldığı insanlardan gördüklerinden sonra şunu anlıyor: ‘Ben galiba biraz dangalağım, bunu düzeltmeliyim.’
Keşke herkes kendi yolculuğunu kendini yetiştirme üzerine kursa. Benim hep kendimle alakalı kavgam vardı. ◊ Bu kadar efendi olmak mizah yapan biri için sence ne kadar doğruydu? İnsanların bana böyle bir efendiliği atfetmesini değerli buluyorum ama bunu bir şov gibi de sunmak istemiyorum. Bunun dezavantajları da vardır. Önemli olan o beklenmedik şakayı vermek... O efendilik yerini dangalaklığa da elbet bırakıyordur.
Zaten beni tanıyanlar da biraz nasıl bir mizah yaptığımı bildikleri için geliyorlar. ◊ O halde mizahını nasıl anlatırsın? İyi yazılmış, güzel düşünülmüş durum komedilerini çok seviyorum. Çünkü bu zorlama bir komedi yaratmıyor. Kariyerimi neredeyse bunun üzerine kurdum. Ben karakterimi kötü bir durumun içine atıp o durumdan kurtarmaya çalışma halini seviyorum. Seyirci de benim filmlerimde bunu seviyor.
‘Daha uzun süre çocuk kalmak isterdim ama olmadı’◊ “Keşke...” Bu boşluğu nasıl doldururdun? Kişisel, ailesel kayıplarım olmasaydı diyebilirim. ◊ 10 yaşındayken babanı kaybetmişsin, doğru mu? Evet, annemi de 39 yaşımdayken kaybettim. Sonra en büyük abimi kaybettim... ◊ Başın sağ olsun. Sağ ol, şu an çekirdek ailemde tek abim ve ben varım.
Dolayısıyla keşkelerim olarak; ailemin en azından bugünleri görmesini, onlara huzurlu bir yaşlılık yaşatabilmeyi, onlarla çocukluk anılarımı konuşabilmeyi çok isterdim. ◊ Hayattaki o kayıplar sana ne öğretti? Beni hızlı büyüttü. Daha uzun süre çocuk kalmak isterdim. Ama olmadı. Şimdi kendimi daha iyi kolluyorum çünkü artık beni bir kollayanım yok.
‘Bilinmezlik depresyona girmenize sebep olabiliyor’◊ “Sahneye çıktım ve hiç kimse esprime gülmedi” gibi olasılıkları düşünüp korkular yaşıyor musun? Yok. Hiperfrontalitede içinizdeki ses size ‘Ya her şey çok kötü olursa’ der. O yüzden sizi yeni şeyler yapma cesaretinden uzaklaştırır.
Belki de sahne işini ‘Cem, gösteri ya kötü geçerse, ya kimse sana gülmezse, ya çok zor durumda kalırsan’ gibi korkularla yıllardır ertelemiştim. Ama zaten artık o sesi yendiğim için sahneye çıkıyorum. Ve ona şunu diyorum: ‘Mükemmel başlangıç yok.’ Gösteri kötü geçerse de olabilir. Önemli olan üzerine gitmek, onu devam ettirebilmek ve büyütebilmek. Yani seyircinin bana gülmeyeceğinden korkmuyorum.
Çünkü komik biri olduğumu biliyorum. Bütün mesele sahnede asıl kendimi ortaya çıkarabilmek. Onun için çalışıyorum. ◊ Bir sinema filmi mi yoksa iyi geçen bir sahne şovu mu seni daha çok tatmin eder? Sinemanın tatmini çok büyük ve uzun soluklu bir şey. Ama depresyonu da çok büyük. Çünkü yaptığınız işi insanlar beğenecek mi, sinemalara gidecek mi, onlarda nasıl duygular bırakacak; hiçbirine şahit olamıyorsunuz.
Dolayısıyla bu sizi bir bilinmezliğe sokuyor. O bilinmezlik evde stres olmanıza, tırnaklarınızı yemenize, depresyona girmenize sebep olabiliyor. Sonra “Aslında orada şunu demek istemiştim” de diyemiyorsunuz. Filmin bütününde kontrol edebildikleriniz ve edemedikleriniz var. Stand-up’ta direkt o tepkiyi alıyorsun. Dolayısıyla onun içsel tatmini daha büyük.
◊ Seni izleyenler, gösteriden sonra komik olman dışında hakkında ne düşünerek oradan ayrılsınlar istersin? Adamın zor hayatı varmış diyebilirler ama hangimizin hayatı zor değil ki! Bence ben yaptım, siz yapmayın hissi de var. Ama detaylandırmayayım daha fazla. ◊ Seni filmlerinden de dolayı hep güldüren, neşeli, evimizin tatlı abisi gibi gördük. Bunun ardında hayatındaki zorluk neydi ki?
Kaynak: Hürriyet