İklim riski bilançolara yansıyor
FutureWise Partners Kurucu Ortağı Ergem Şenyuva Tohumcu, iklim değişikliği ve doğa kaybının şirketler için giderek büyüyen finansal risklere dönüştüğünü belirtti.
FutureWise Partners Kurucu Ortağı Ergem Şenyuva Tohumcu, iklim değişikliği ve doğa kaybının şirketler için giderek büyüyen finansal risklere dönüştüğünü belirtti.

FutureWise Partners Kurucu Ortağı Ergem Şenyuva Tohumcu ile iklim değişikliğinin şirketler ve yatırımcılar açısından yarattığı finansal riskleri, doğa kaybının tedarik zincirlerine etkilerini ve sürdürülebilir yatırım modellerini konuştuk. - İklim krizi giderek daha büyük bir finansal risk oluşturuyor. Sizce şirketler ve yatırımcılar bu riskleri kararlarına yeterince yansıtıyor mu?
İklim riski bugün şirketlerin ve yatırımcıların kararlarına henüz tam olarak yansımıyor. Ama son yıllarda önemli bir adım atıldı: İklim riskinin adı kondu ve ölçülmeye başlandı. Küresel sigorta şirketlerinin verilerine göre son beş yılda hava olaylarının yol açtığı doğrudan zarar yılda ortalama 384 milyar dolar. Bu, 2000’lerin başındaki seviyenin iki katından fazla.
Ülkemizde Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın (TSRS) yayımlanmasıyla birlikte çok sayıda şirket iklim risklerine finansal bir gözle bakmaya başladı. Ancak bir riski raporlamak ile onu sermaye tahsisine, kredi fiyatlamasına ve yatırım kararlarına dahil etmek farklı şeyler. İklim riski hâlâ uzun vadeli ve belirsiz bir konu olarak görülüyor.
Kuraklık, sel ve hasat kaybı olarak şimdiden bilançolara yansıyor. Geçiş riskleri de AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Türkiye’nin kurulmakta olan emisyon ticaret sistemiyle somut maliyetlere dönüşüyor. İklim risklerini ve fırsatlarını ölçüp stratejinin merkezine koymak, aslında dayanıklılığın ta kendisi.
DOĞAYA BAĞIMLILIK - FutureWise Partners bünyesinde sürdürülebilir tedarik zincirleri ve finans kuruluşlarına yönelik doğal sermaye alanlarında çalışıyorsunuz. İklim değişikliği ve doğa kaybı karşısında şirketler ve finans kuruluşları iş ve yatırım modellerini nasıl dönüştürmeli? Çalıştığımız alanlarda gördüğümüz en temel şey şu: Şirketler ve finans kuruluşları doğaya sandığından çok daha bağımlı.
Doğa zarar gördüğünde bu zarar önce tedarik zincirine, sonra bilançoya, en sonunda da kredi ve yatırım portföylerine yansıyor. Son haftalarda yaşadığımız sel felaketleri bunu çok net gösterdi. Bu yüzden dönüşümün ilk adımı bu bağımlılıkları görmek.
Şirketlerin yalnızca kendi tesislerine değil, tedarik zincirinin en başına kadar bakması gerekiyor: Hammadde nereden geliyor, o bölgede su stresi var mı, kuraklık veya sel riski ne düzeyde? İkinci adım, bu riski raporlamanın ötesine taşıyıp karar süreçlerine dahil etmek. Tedarikçi seçerken, yeni bir yatırım planlarken ya da kredi fiyatlarken iklim ve doğa risklerinin hesaba katılması gerekiyor.
Üçüncüsü, özellikle küçük üreticiler ve çiftçiler dönüşümün maliyetini tek başına karşılayamıyor. Burada şirketlerin ve finans kuruluşlarının birlikteliği çok kıymetli. Finans kuruluşları açısından da tablo benzer. Portföylerinin doğaya ne kadar bağımlı olduğunu ölçmeleri, bu riski kredi ve yatırım kararlarına yansıtmaları ve doğayı koruyan, onaran projeler için yeni finansman ürünleri geliştirmeleri gerekiyor.
KRİTİK DÖRT BAŞLIK - COP31’de kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum sizce hangi alanlarda daha cesur, somut ve ölçülebilir adımlar atmalı? COP31 bir aksiyon COP’u. İklim değişikliği günlük hayatımızı bu kadar hızlı etkilerken atılacak adımları geciktirme lüksümüz artık yok.
Bu noktada dört konu öne çıkıyor: kömürden çıkış için net bir takvim, uyum finansmanının artırılması, iklim– doğa bağlantısının gözetilmesi ve kamu ile özel kaynakları bir araya getiren karma finansman mekanizmaları. IPBES’in de vurguladığı gibi iklim ve doğa krizlerini birbirinden ayrı düşünemeyiz.
Bu yüzden emisyonları azaltırken hem geleceğe karşı dayanıklılığımızı artıran hem de doğayı koruyan ve onaran çözümlere yönelmemiz gerekiyor. Türkiye ev sahibi olarak bu gündemi somut taahhütlere dönüştürebilirse uluslararası iklim diplomasisinde gerçekten fark yaratabilir. - Bu soruyu her konuğuma soruyorum. Bir bitki olsaydınız hangisi olurdunuz? Neden? Zeytin olmak isterdim.
Zeytin benim için bu toprakların dayanıklılığını, kadim bilgeliğini, bereketi ve barışı simgeliyor. İKLİM UYUMUNA KAYNAK İklim finansmanı ağırlıkla emisyon azaltımına odaklanıyor. Uyuma kaynak ayrılması için üç adım önemli. İlki ölçülebilirlik. Bir güneş santralının getirisi kolayca ölçülebiliyor.
Ancak uyumun ve doğanın faydasını da kaçınılan kayıplar, ekosistem hizmetleri ve sigorta maliyetleri üzerinden finansal dile çevirmeliyiz. İkincisi uzun vadeli planlama. Bu projelerin faydası yıllar içinde ortaya çıkıyor, bu yüzden sabırlı sermaye ve riski dağıtacak paydaşlı finansman modelleri gerekiyor. Dolayısıyla kamu ve kalkınma bankalarının önemli bir rolü var.
Üçüncüsü oluşacak finans kaynaklarının yerel topluluklara ulaşması. COP30’da uyum finansmanının 2035’e kadar üç katına çıkarılması çağrısı, Antalya’daki COP31’de somut taahhütlere dönüşmeli.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika


