Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Haberlerimizi Google’da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun. Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin Onunla ilk kez bir araya geliyoruz. Kocaman, renkli gözlerinde hem heyecan hem enerji var. Mesleğini çok seviyor. Onun adını yakında başka projelerde de sık sık duyacağız gibi... Merih Öztürk’ü yakından tanıyoruz... ◊ 6 yaşında oyunculuğa başlamışsın. Ben o yaşta daha yeni yeni okumayı öğreniyordum.
Nasıl oldu o yaşta oyunculuk? Ailem vesilesiyle oldu aslında. Annem gençken oyunculuk yapmış, bazı dizilerde bölüm oyuncusu olarak yer almış. Bir fotoğraf stüdyosunda da çalışmış. Biz de ablamla küçük yaşta onu izliyorduk ve çok hoşumuza gidiyordu. Sonra ikimizi de ajanslara yazdırdı. İlk olarak ‘Son Osmanlı: Yandım Ali’ sinema filminde bir kız çocuğunu oynadım. O dünya bana çok renkli ve heyecanlı geldi.
Zaman geçtikçe bu yolda kendimi bulduğumu hissettim. ◊ Baban peki... O da mı bu işlerle ilgiliydi? Hayır, babam formen, yat tasarımı yapıyor. Ablam da gemi inşa mühendisi. Bir erkek kardeşim var, elektrik mühendisi... ◊ İlk filmden sonra ne oldu? Ablamla ‘İki Aile’ dizisinde oynadık, ardından reklamlarda çocuk oyuncu olarak rol aldım. Bunlar beni hep motive eden şeylerdi.
2016’da Best Model’a katılıp kendimi denemek istedim. Ailem de “Belki senin için bir basamak olur” dedi. 16 yaşındaydım, finalist oldum ama ödül alamadım. 17 yaşında yeniden başvurdum ve ‘Gelecek Vaat Eden’ ödülünü kazandım. Bu ödülü alanlar genelde bir sonraki yıl tekrar katıldıklarında derece alıyorlardı. Pes etmedim; 2018’de, 18 yaşımdayken bir kez daha katıldım ve üçüncü oldum.
Bu mesleği profesyonel olarak yapmak istediğime de aslında Best Model’la beraber karar verdim. Menajer ve oyuncu koçlarıyla çalışmaya başladım. Kendimi bu dünyanın içinde buldum ve yavaş yavaş bugünlere geldim. Ama benimki hiç kolay bir serüven değildi. ◊ Neler yaşadın? Mimar Sinan Üniversitesi’nde tiyatro okumak istiyordum. Bir sene çalıştım. Seçmelerde ikinci etaba kaldım ama sonrasında kazanamadım.
Yanlış hatırlamıyorsam benim başvurduğum sene 800 kişi arasından yaklaşık 12 kişi almışlardı. Gönlüm oyunculukta olduğu için akademik olarak beni çok yormayacak ve deneme çekimlerine daha rahat gidebileceğim bir bölüm tercih etmek istedim. Kocaeli Üniversitesi’nde beden eğitimi bölümüne başladım ve bitirdim. O dönem İzmit’te ilk bir yıl devlet yurdunda kaldım. İkinci öğretimdeydim, derslerimiz akşam oluyordu.
Menajerim gece “Yarın saat 12. 00’de Levent’te görüşmemiz var” derdi. Sabah 6. 00’da kalkar, otobüse ve metroya binip giderdim. Akşam derslere yetişmek için İzmit’e dönerdim. Bir çetele tablom vardı; girdiğim deneme çekimlerini işaretlerdim. O günlerde verdiğim emeğin karşılığını bugün alabildiğimi görmek bana çok iyi hissettiriyor. ◊ ‘Haysiyet’ senin ilk başrolün mü oldu? ‘Balkan Ninnisi’ ilk başrolümdü.
22 yaşındaydım. Çekimleri için bir sene Makedonya’da kaldım. Benim için çok kıymetli bir projedir. ◊ İzlemeyenler için ‘Haysiyet’i nasıl anlatırsın? Hikâyede bir sınıf çatışması var. Birbirini saf bir yerden seven iki âşığın, ailelerini karşılarına alırken verdikleri mücadeleyi görüyoruz. Ben ‘Haysiyet’te biraz nostaljik bir hava da seziyorum.
Sıcacık, keyifli bir aşk hikâyesi anlatıyor; aynı zamanda bir aile hikâyesi. ◊ Canlandırdığın Simay karakteri çok korunmuş, kendi başına savaşmak zorunda kalmamış bir kadın. O açıdan sana ne kadar benziyor? Simay daha durgun ve sakin. Ben biraz özgür ruhluyum ve ailem bunun hep farkındaydı. Ailem ve arkadaşlarımla iletişim kurarken kendimi özgür hissetmek benim için önemli. İçimde biraz serseri bir ruh var.
Şehir dışına ya da yurtdışına her an başımı alıp gitmek müthiş hoşuma gidiyor. Farklı kültürler görmek, farklı insanlarla tanışmak beni çok geliştiren, değiştiren ve dönüştüren bir şey. Şanslıyım ki daha önce çalıştığım iki iş, ‘Balkan Ninnisi’ ve ‘Kara Ağaç Destanı’ da şehir dışındaydı. ‘Didik didik ettim’◊ Rolü çıkarırken nelerden yararlandın?
Simay’ı annesi çok küçük yaşta terk etmiş, dolayısıyla bir anne yarası var. O anlamda birbirimize benzemiyoruz. Onu anlamaya çalışırken özellikle bu yönünü biraz daha didik didik ettim. Benzer yaraları olan insanların anneleriyle kurdukları ilişkileri gözlemlemeye çalıştım. ◊ Simay aşkı için ailesini karşısına alıyor. Sen çok âşık olduğunda o kadar ileriye gidebilir misin? Giderim.
◊ Aşkın için hiç aileni karşına almak zorunda kaldın mı? Almak zorunda kalmadım. Çok şükür. Ailem fikirlerime her zaman saygı duydu. O anlamda kendimi çok şanslı hissediyorum. Ama böyle bir durumda kalsaydım aşk için ben de ailemi karşıma alırdım. Aslında genelde “İki kişi evlenmiyor, iki aile evleniyor” diyorlar.
Evet, bazen aileler ilişkiyi çok hoş karşılamayabiliyor ama ben aşkın iki kişi arasında yaşanması gerektiğini düşünüyorum. Eğer iki kişi birbirini seviyorsa ailelerinin de buna saygı duyup onları desteklemesi gerektiğine inanıyorum. ◊ Dizinin sorduğu soruyu sorayım; sence aşk mı haysiyet mi? Haysiyetsiz bir aşk düşünülebilir mi? ◊ Dizide aşkın karşısındaki en büyük engellerden biri, ekonomik ve kültürel farklar...
Aşk böyle engellere takılır mı? Bence ekonomik koşulların, yaptığın işin, hayat kalitenin ve insanlarla kurduğun iletişim şeklinin elbette bir önemi var. Ama karşındakini tanıma sürecinde bütün bunlar da anlaşılıyor. Eğer iki kişi kalben birbirine yakın hissediyorsa gerisini de bir şekilde aşabileceklerini düşünüyorum. ◊ Senin şimdi kalben kendini yakın hissettiğin biri var mı? Evet...
3,5 yıldır bir erkek arkadaşım var. Atlas Önel... O da oyuncu ve ‘Börü 2039’ dizisinde tanışmıştık. ‘Şarkı söylemeyi de seviyorum’ ◊ Oyunculuk dünyasından ne umdun, ne buldun? Bir şey aramadım. Ama kendimi buluyorum diyebilirim. Bu işi yaparken kendimi çok iyi hissediyorum. Bir de kendimi bu anlamda çok şanslı hissediyorum.
Hayatta hepimiz çok emek verdiğimiz, büyük bir azimle peşinden gittiğimiz şeylerin karşılığını her zaman alamayabiliyoruz. Ben çok şükür verdiğim emeğin karşılığını görüyorum. Umarım hayatımın sonuna kadar böyle olur. ◊ Çok küçük yaşlardan itibaren setlerdesin. Hiç fiziksel ya da psikolojik baskıya, mobbing’e maruz kaldın mı? Hayır... Sadece eskiden çalışma saatleri çok uzundu.
Mesela bir iş için Şile’de bir köyde çekim yapıyorduk, biz de Pendik’te oturuyorduk. Sete annemle beraber gidiyordum. Bir gün belki 18 saat kadar sette kaldığımızı hatırlıyorum. Ertesi gün de sahnem vardı ve orada kalmıştık. Bunlar çocukken biraz ağır gelebiliyor. Ama bende olumsuz bir etki bırakmadı. Bunu bir şekilde kendi içimde yönetebildiğimi düşünüyorum. ◊ ‘Haysiyet’te başrollerden birisin.
Sence bu ne kadar güzelliğinden, ne kadar yeteneğinden kaynaklı? Güzellik bazı kapıları açabilir ama o kapıdan girdikten sonra o yolda ilerlemek yetenekle alakalı. O yüzden “Güzellik hiç önemli değil, sadece yetenek yeter” diyemem. Güzelliğin dezavantajlarını da hissettiğim oldu. Ama şu anda bir denge bulduğumu düşünüyorum. ◊ Alttan sürekli yeni oyuncuların geldiği bir sistem var. Bu seni korkutuyor mu?
Kaynak: Hürriyet