Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Bu hikâyenin merkezinde gösterişli futbol değil, teknik direktör Sergej Jakirovic’in neyi yapmamayı tercih ettiği yatıyor. Premier Lig’e yeni çıkan takımların ilk refleksi genellikle aynıdır; büyüklerin oyununa mümkün olduğunca yaklaşmak, topa sahip olmaya çalışmak, cesur görünmek... Hull City ise başka bir yol seçti.
“Biz Premier Lig’e çıktık, artık oyunumuzu değiştirelim” demek yerine, geçen sezon kendilerini buraya taşıyan kimliklerini daha üst seviyeye uyarladılar. Jakirovic’in en önemli başarısı burada başlıyorDEĞiŞKEN OYUN SiSTEMiHull'u izlerken ilk göze çarpan şey 5-4-1. Manchester United, Coventry ve Aston Villa karşısında hep aynı dizilişle oynadılar. Fakat Jakirovic’in farkı, 5-4-1’i bir dogma haline getirmemesi.
Top rakipteyken beşli savunma, iki kompakt dörtlü hat ve önde yalnız kalan McBurnie... Top kazanıldığında ise tablo değişiyor. Kanat bekleri yükseliyor, merkezdeki oyuncular ikinci topları kovalıyor, doğrudan McBurnie’ye oynanan toplar üzerinden hücum kuruluyor. Jakirovic’in geçen sezon 4-3-3 ile 5-4-1 arasında sık sık geçiş yaptığı, rakibe göre şekil değiştirmekten çekinmediği özellikle vurgulanıyordu.
Bu sezon da temel prensip aynı. Formasyon değişebilir ama prensipler değişmez. BAĞLANTILAR KAPATILIYOR Bu prensiplerin başında kompaktlık geliyor. Hull top rakipteyken merkezde alan bırakmıyor. Savunma ile orta saha arasındaki mesafe açılmıyor. Rakip stoperlerin topu kullanmasına belli ölçüde izin veriliyor ama merkezdeki bağlantılar kapatılıyor.
Dolayısıyla rakip takım topa sahip olsa bile Hull’un istediği bölgelerde oynuyor. Aston Villa maçının 0-0 bitmesi bu açıdan çok öğreticiydi. Villa sadece 1 isabetli şut üretebildi. Hull ise üçüncü maçında üçüncü kez kalesini gole kapattı. MCBURNiE SiSTEMiN ANAHTARIOli McBurnie’nin rolü bu yapının anlaşılması açısından çok önemli.
İskoç santrfor geçen sezon Hull’un Premier Lig’e çıkmasını sağlayan Wembley golü dahil 18 gole ulaşmıştı. Fakat McBurnie’nin değeri sadece attığı gollerde değil. Hull savunmadan çıktığında ilk hedeflerden biri; uzun topun adresi. Topu saklıyor, rakip stoperleri üzerine çekiyor, ikinci topların kazanılmasını sağlıyor. Böylece Hull’un 30-35 metre geride başlayan hücumu bir anda rakip yarı sahaya taşınıyor.
Bu nedenle Hull’un düşük topa sahip olma oranları yanıltıcı olabilir. Manchester United karşısında yüzde 28, Coventry karşısında yüzde 31, Aston Villa karşısında yüzde 26 topa sahip oldular. Ama üç maçın sonunda 7 puan aldılar ve hiç gol yemediler. Jakirovic’in mesajı çok basit: “Top sizde olabilir. Maçın kontrolü sizde olmak zorunda değil.”
PREMIER LiG’iN MANTALiTESiJAKiROViC’iN SiSTEMiNE ÇOK UYGUNMohamed Belloumi ise bu yapının diğer yüzü. Cezayirli oyuncu, çizgide kalmak yerine zaman zaman iç koridora giriyor, topu aldığında dikine oynuyor ve Hull’un geçiş hücumlarına hız kazandırıyor. Burada önemli olan sadece Belloumi’nin bireysel kalitesi değil. Hull hücumda üç-dört oyuncuyla çok kısa sürede rakip ceza sahasına ulaşabiliyor.
Bu da Premier Lig’in ilginç bir paradoksunu ortaya çıkarıyor: Championship’te topa sahip olamadığınızda alanınız daralır; Premier Lig’de ise rakipler size karşı daha fazla öne çıktığı için geçiş hücumları için daha fazla alan bırakabilir. Jakirovic bunu çok iyi okumuş durumda. KALEDEN BAŞLAYAN GÜVENBir başka kritik dokunuş da kalede.
Olympiakos’tan gelen Konstantinos Tzolakis, özellikle Chelsea maçında Hull’un ayakta kalmasını sağlayan isimlerden biriydi. Stamford Bridge’de Chelsea’nin baskısı arttığında yaptığı kurtarışlar, Hull’un yalnızca savunma bloğuna yaslanmadığını gösterdi. John Egan, Semi Ajayi ve arka üçlünün önündeki orta saha hattı da aynı şekilde önemli. Burada bireysel savunmadan ziyade birlikte savunma öne çıkıyor.
Hull City’nin Premier Lig’deki ilk 3 maçta gol yememesinin nedeni “çok iyi üç stoper” değil. Asıl mesele, rakibin onları bire bir bırakacak pas açılarını bulamaması. Bu nedenle teknik direktör Jakirovic’in savunma anlayışını “kaleye otobüs çekmek” diye tarif etmek haksızlık olur. Bu, daha çok alan yönetimi. TESADÜFE YER YOKVe belki de en önemli detay: Teknik adam egosu yok.
Jakirovic’in en kıymetli özelliği, kendi oyun fikrini rakibe zorla kabul ettirmeye çalışmaması. Geçen sezon Championship’te 4-3-3 kullandı. Play-off’larda 5-4-1’e geçti. Wembley’de Middlesbrough karşısında yine savunma disiplinini ön plana çıkardı ve maçı 1-0 kazandı. Üç play-off maçının hiçbirinde gol yemedi. Premier Lig’de ise aynı anlayışı daha da rafine etti.
Bazen 5-4-1, bazen 4-2-3-1, zaman zaman 4-4- 2’ye yaklaşan bir blok. Ama oyuncuların kafası karışmıyor. Çünkü onlara “Hangi formasyonda oynayacağız?” sorusunun cevabından çok, “Hangi prensiplerle oynayacağız?” anlatılmış. İngiliz futbolunda zaman zaman teknik adamların formasyon üzerinden tarif edilmesine alışığız.
Jakirovic ise bize başka bir şey hatırlatıyor: İyi takım, formasyonundan önce davranışlarıyla tanımlanır. Hull City’nin ilk 5 haftadaki hikâyesi de tam olarak bu. Hull City Premier Lig’e tesadüfen çıkmadı. İlk 4 haftada da tesadüfen yenilmedi. Jakirovic, Premier Lig’in devlerine karşı onların oyununu oynamak yerine kendi sınırlarını çok iyi bilen bir takım kurdu.
Ve belki de Hull’un en büyük avantajı tam olarak bu: Ne olduklarını biliyorlar.
Kaynak: Hürriyet