Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Kanser tanısı alanların sayısının artmasının her zaman kanserin yaygınlaştığı anlamına gelmediğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can, kansere karşı en güçlü iki kozu paylaştı. Her geçen gün ailenizde, iş yerinizde veya yakın çevrenizde birinin kanser teşhisi aldığını duyuyorsunuz. Bu vakalar toplumun zihninde ister istemez şu soruyu doğuruyor: Görünmeyen bir kanser salgınıyla mı karşı karşıyayız?
Oysa madalyonun diğer yüzüne bakıldığında bambaşka ve umut verici bir tıbbi gerçeklik yatıyor. Toplumda kanser vakalarının patladığı algısının en temel sebebi insanlığın ortalama yaşam süresinin uzaması. Kanser, temelde hücresel bir yaşlanma ve DNA kopyalama hatası sürecidir. Geçmişte tıp dünyası enfeksiyonlar, bulaşıcı hastalıklar veya kalp krizleri nedeniyle yaşanan erken ölümlerin önüne geçtikçe, insan ömrü uzadı.
Hücrelerimiz ne kadar çok bölünürse, DNA'mızın kopyalanma aşamasında kötü şans eseri hata yapma ve kansere dönüşme olasılığı da istatistiksel olarak o kadar artıyor. Yani aslında kanserin daha sık görülmesi, modern tıbbın diğer hastalıklara karşı kazandığı zaferin doğal bir yan etkisidir. Kanser kapsamı ve modern tıptaki teşhis yeteneği radikal biçimde gelişti.
Günümüzün gelişmiş MR, tomografi ve hassas kan testleri, bundan 30 yıl önce fark edilmesi imkansız olan çok küçük lezyonları henüz ilk evresinde yakalayabiliyor. Düşük doz akciğer BT'leri, kolonoskopiler ve mamografiler sayesinde belirti vermeyen vakalar henüz kitleleşmeden sisteme yeni vaka olarak girmektedir.