Dünya alkışlıyor biz kusur arıyoruz
Dünyanın en ünlü isimleri Paris’te aynı podyumdaydı. Aralarında bir Türk kadını da vardı: Serenay Sarıkaya.
Dünyanın en ünlü isimleri Paris’te aynı podyumdaydı. Aralarında bir Türk kadını da vardı: Serenay Sarıkaya.

Altın rengi püsküllü elbisesiyle çıktı podyuma. Gülümsedi, saçlarını savurdu, dans eder gibi yürüdü. Öyle rahat, öyle kendinden emindi ki izlerken ister istemez gülümsüyor insan. Kendall Jenner’ın ona yönelen bakışları bile sosyal medyada ayrıca konuşuldu. Ben çok beğendim.
Güzelliğinden önce enerjisini, özgüvenini, o podyumda hiç yabancılık çekmeyen halini... Gelin görün ki bizde herkes aynı fikirde değil! Yok, yürüyüşü manken yürüyüşü değilmiş. Yok, elbisesi rüküşmüş. Yok, zaten markanın reklam yüzüymüş, ne varmış bunda? İyi de arkadaşlar, ne olmasını bekliyordunuz? Serenay zaten manken değil, oyuncu. Üstelik o podyumda profesyonel mankenlik sınavına da çıkmadı.
L’Oréal Paris’in Türkiye güzellik elçisi olarak, dünyanın en ünlü isimleriyle aynı sahneyi paylaştı. Ve işini de gayet güzel yaptı. Bakın, rakamlar ne söylüyor... MTM Medya Takip Merkezi’nin araştırmasına göre, Serenay’ın Paris’teki yürüyüşü tam 132 ülkede konuşuldu. 27 bin 758 sosyal medya yansıması, yaklaşık 3. 5 milyon etkileşim aldı.
L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova da Serenay sayesinde hem Türkiye’de hem dünyada rekor etkileşime ulaştıklarını söylüyor. Biz hâlâ elbisenin püskülündeyiz! Elbette herkes beğenmek zorunda değil. Kıyafetini eleştirebilirsiniz. Yürüyüşünü de... Ama bir kadının başarısını teslim etmek bu kadar mı zor? Üstelik işin en ironik tarafı ne biliyor musunuz? Defilenin bu yılki teması Express Your Worth.


Çünkü insanın kendi değerini bilmesi güzel. Bir başkasının değerini teslim edebilmesi de öyle. EKİMİN RENGİ PEMBE MESAJI HAYAT FATİH Sultan Mehmet Köprüsü pembe. İstanbul Modern de öyle. Basketbol sahasındaki top, boynumdaki fular... 46 yıldır kırmızı ambalajıyla bildiğimiz Tadelle bile pembe! Ama mesele moda değil, hayat kurtarmak. Ekim, Meme Kanseri Farkındalık Ayı.
Bir zamanlar fısıltı ile konuştuğumuz, “meme” demekten utandığımız için “göğüs” dediğimiz bu hastalık, şehirleri pembeye boyamış durumda. Neden pembe? Anlatayım. 1990’larda Charlotte Haley isimli bir kadın, kanser araştırmalarına daha fazla kaynak ayrılması için düzenlenen bir koşuda şeftali rengi kurdeleler dağıttı. SELF dergisi ve Estée Lauder ise farkındalığı artırmak adına bu fikri büyütmek istedi.
Fakat Haley, çalışmasının ticarileşmesine karşı çıkınca pembe renkte karar kılındı ve milyonlarca pembe kurdele dağıtıldı. Bugün geldiğimiz noktaya bakın. Anadolu Efes-Bayern Münih maçında ünlü oyuncu Cemre Baysel, sembolik hava atışını pembe topuyla yaptı. Tadelle kırmızı ambalajını pembeyle değiştirdi. Üstelik paketin üzerinde tek bir kelime var: “Dokun.”
Yanındaki karekod sizi Sağlık Bakanlığı’nın kendi kendinize yapabileceğiniz meme muayenesini anlatan videosuna yönlendiriyor. Çok akıllıca! İstanbul Modern pembe ışıklarla aydınlandı. Sanatın ve dayanışmanın gücünü hatırlattı. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü de pembe ışıklarıyla aynı mesajı verdi: Erken tanı hayat kurtarır. Genç Birikim Derneği Başkanı Salih Yüce ise gazetecilere pembe fularlar ve kravatlar hediye etti.
Ben de meme kanserini yaşamış bir kadın olarak o fularlardan birini taktım. Ve diyorum ki:Her sekiz kadından birinin yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski var. Sekizde bir! Lütfen kendimiz söz konusu olduğunda “Sonra” demeyelim. 2 yılda bir ücretsiz kontrollerimizi yaptıralım, mamografimizi çektirelim. Elbette ekim bitecek. Pembe yerini griye bırakacak. Ama pembe kurdelenin hatırlattığı sorumluluk bitmesin.
Kaynak: Hürriyet