Dava kuşatması devam ediyor... İmamoğlu, bu sefer de 'makam aracı' davasında hakim karşısında
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bu sefer de hakkında açılan ‘makam aracı’ davası için hakim karşısında. Cumhuriyet, mahkeme salonundan gelişmeleri aktarıyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bu sefer de hakkında açılan ‘makam aracı’ davası için hakim karşısında. Cumhuriyet, mahkeme salonundan gelişmeleri aktarıyor.

Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kendi şirketine ait aracı makam aracı olarak kullanması nedeniyle açılan davada ilk duruşma, Silivri’deki cezaevinin duruşma salonunda yapılıyor.
“Görevi kötüye kullanma” suçundan iki yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davada, İmamoğlu ile birlikte dönemin 11 belediye çalışanı da sanık sıfatıyla yargılanıyor. CUMHURİYET SİLİVRİ'DEN BİLDİRİYOR Duruşmayı, Cumhuriyet yerinde izliyor. İşte Silivri'de anbean yaşananlar... 15.
50 | KILIÇDAROĞLU’NA ‘SİYASİ TUTSAK’ TEPKİSİ İktidar belediyelerindeki uygulamaları eleştiren ve kayyım atanan belediyelerde yapılan çeşitli uygulamaları hatırlatan İmamoğlu, mahkeme kararıyla CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ’nun kendisi hakkındaki ‘İmamoğlu siyasi tutsak değil’ sözüne de atıf yaparak şöyle konuştu: “Siyasi tutsaklar serbest kalsın ve yargılanacak insanlar tutuksuz yargılansın bu cennet vatanda.
Bütün bu yaşadığımız her şeyin altyapısı siyasidir. Siyasi davalardır. Gerçi bazıları beni siyasi tutsak olarak görmüyormuş ama bununla övünen zihniyet, ancak ve ancak özgürlüğü Saray’a yakınlıkla ölçen zihniyettir. Hatta daha da ileri gideyim, kendini oraya tabi ve oraya tebaa olarak gören zihniyetin tezahürüdür. Bu bakımdan ben hem Allah'a şükürler olsun çok özgürüm, irademi kimseye teslim etmedim ve etmem.”
30 | SUÇLAMAYA TARİH VE RAKAMLARLA YANIT VERDİ Daha sonra davada kendisine yöneltilen kamu zararı suçlaması hakkında konuşan İmamoğlu, “Bu aracın daha iyisi bende var’ diyerek o aracı kamuya tahsis etmemle ilgili nedenden buradayım. Bugün ise yıllar önce yaptığım bu tercih, dönüp dolaşıp bir ceza davasının konusu hâline geldi. Benim için son derece basit bir soruyla bu iş yürüdü.
‘Benim aracım varsa, milletin parasını neden makam aracına harcayayım?” diye konuştu.
Söz konusu aracın o dönem KDV dâhil 7 bin 200 lira ihaleyle, 3 bin dolara tekabül eden, aylık kirası da 3 bin doları aşan bir aracın kiralanması yerine kendi arabasını kullanmayı tercih ettiğini belirten İmamoğlu, görevi süresince kamu kaynaklarında tasarrufu öncelediğini belirterek, “Makam üretmedim, kişisel mekan üretmedim, olanı kullandım, aşırılıkları azalttım.
Kamu giderlerini azaltmayı, tasarrufu öncelemeyi temel bir duruş olarak koydum” dedi. Dava konusu araç için belediyenin sisteminden yapılan yaklaşık 20 bin liralık akaryakıt ödemesine de değinen İmamoğlu, söz konusu paranın 2019 yılında belediye kasasına yatırıldığını belirtti. İmamoğlu, “ Yanlışlıkla belediyenin sisteminden benzin almışız, o dönem fark edildi, o paramızı yatırdık.
Ama burada 42 araç rakibime belediye tarafından tahsis edildi” dedi. “OTOMOBİLİ DEĞİL ZİHNİYETİ KONUŞALIM” “Otomobili değil zihniyeti konuşalım” diyen İmamoğlu, İBB Başkanlığı döneminde Florya’daki başkanlık konutunu kamuya açtığını hatırlatarak, “55 bin metrekarelik alan içerisinde, 12 tane AKP’li için yapıldığı söylenen villa vardı. Villaların olduğu yer CHP’li belediye diye ona da villa vermemişler.
Sadece 12 aile için 2019 rakamlarıyla aylık 5 milyon lira gideri olan bir yeri kamuya ait bir alana dönüştürdüm. Çünkü bizim işimiz makam değildir” diye konuştu. Göreve geldiğinde İstanbul’da kendisine tahsis edilmiş 15 makam bulunduğunun söylendiğini aktaran İmamoğlu, “İnsan 15 makam ne yapar ki? ” diyerek Saraçhane dışındaki makamları ihtiyaç duyan belediye birimlerine tahsis ettiğini söyledi.
İmamoğlu, şöyle devam etti: “Benim suçum varsa da o suçun da cezasını çekmekle yükümlüyüm. 50 liralık benzin eğer suçsa onun da yükümlülüğünü çekmekle yükümlüyüm ama önümüze konan bu absürt davanın yanı sıra, bunu sürükleyen zihniyetin ülkeyi nelere tabi tuttuğunu da hatırlatmak zorundayım.” 20 | “ACABA FON SORUŞTURMASINDAKİLERE DE YAPILACAK MI?”
Söz konusu davayı değerlendirirken Türkiye gündemine oturan fon soruşturmasına da atıfta bulunan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekrem'i didik didik edelim, saçının teline kadar bakalım, ne buluruz? Öyle bir yapalım ki yazlığının kapısını da kıralım, babasının tarlasını da kazalım, kuyularına da bakalım.
Şu anda Türkiye'de bu fon işinin içinde olan insanların da acaba babalarının tarlalarını kazacaklar mı diye merak ediyorum. Veya bu fon işi içinde olan insanların şoförlerini de tutuklayıp, acaba onları konuşturacaklar mı diye merak ediyorum.
Ya da fon içinde olan, 120 milyar dolara yakın, 500 binin üzerinde insanın dolandırıldığının konuşulduğu böyle bir olayla ilgili, acaba sağına soluna polisi koyup, ortasına da o insanları koyup, drone'la çekim yapıp, o insanları millete afişe edecekler mi diye merak ediyorum. Hatta daha ileri gidiyorum, bir kısmı gözaltına alındı, tutuklandı.
acaba o insanların evlerine gidip—asla bunlar yapılsın da istemiyorum ama—evlerinden görüntüler alıp, kasalarının arandığı, kasalarında ne bulunduğunun görüntüleriyle beraber acaba servis edilecek mi diye bekliyorum. Bunların hepsini yaşadık. Yüzlerce, binlerce arkadaşım bunları yaşadı. Yüzlercesi de hapiste. Konu niye buradan buraya geliyor? Çünkü hepsi birbirine bağlantılı.”
15 | “YALÇIN KÜÇÜK KORKUYU ŞÖYLE TANIMLAR..” Savunmasında korku kavramı üzerine konuşan İmamoğlu, geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten alıntılar yaparak şu ifadeleri kullandı: “Yalçın Küçük korkuyu ahlakın silicisi olarak tanımlar. Makam korkusu, açlık korkusu, işsizlik korkusu, hapis korkusu, tutsak olma korkusu, güvenlik korkusu, ölüm korkusu.
Korku büyüdükçe insanın doğru bildiğini söylemesi zorlaşabilir. Biz bunu bir örneğini yanda görülen mahkemede çok yaşadık. Nasıl yaşadık? Hapse atılanların nasıl iftira mekanizmasına döndüğünü ve yargının da pervasızca bundan nasıl yargılanmaya çalıştığını gördük ve örneklerini şu anda da yaşıyoruz. Ona da Yalçın Küçük'ten bir hatırlatma yapayım. İtirafçı olmayı ‘insanın kendini kusması’ diye tanımlar.
O kusmuk kusmuk hallerini tanımlar. Onun için bu korkunun bu millete yakışmadığını ve yaklaşamadığını düşünüyorum. Çünkü bizler İstiklal Marşı'nı okurken onun ilk sözünün ‘korkma’ olmasının bir tesadüf olmadığını düşünenlerdenim.” 00 | İMAMOĞLU SAVUNMA YAPIYOR: 6. 5 AY İÇİNDEKİ 100. DURUŞMAMA GİRİYORUM Daha sonra Ekrem İmamoğlu, savunması için kürsüye geldi. Savunmasına şu sözlerle başladı.
İşte anbean yaşananlar...
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika


