Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır. Bir çocuğun ölümünü “iş kazası” olarak tanımlamak dahi başlı başına bir vicdan meselesidir. Çünkü çocukların çalışırken ölmesi, yalnızca işyerinde alınmayan bir güvenlik önleminin sonucu değildir. O ölümün arkasında ekonomik bir düzen, sınıfsal eşitsizlik ve çocukların yaşam hakkını ikinci plana iten bir üretim ilişkisi vardır.
Fakat belki de daha temel bir soru sormamız gerekiyor: Çocuklar neden işçi olmak zorunda kalıyor? İnsanlık tarihinin farklı dönemlerinde çocuklar üretim süreçlerinin içerisinde yer aldı. Tarıma dayalı toplumlarda çocuk tarlanın, hayvan bakımının ve hane içindeki üretimin bir parçasıydı. Ancak burada çocuğun emeği bugünkü anlamıyla ücretli emek ilişkisi içerisinde görünür değildi.
Aile ekonomisinin içerisinde eriyen bu emek, çoğu zaman “çalışma” olarak dahi adlandırılmıyordu. SERMAYENİN ‘UCUZ EMEĞİ’ Sanayi Devrimi ile birlikte ise çocuk emeğinin niteliği değişmeye başladı. Üretimin merkezine makinenin, fabrikanın ve ücretli emeğin yerleşmesiyle çocuklar da kapitalist üretim sürecinin doğrudan parçası haline geldi.
Madenlerde, fabrikalarda, tekstil atölyelerinde ve ağır çalışma koşullarının bulunduğu alanlarda çocuk emeği giderek daha fazla kullanılmaya başlandı. Çünkü çocuk emeği sermaye açısından ucuzdu. Çocuk daha düşük ücretle çalıştırılabiliyor, örgütlenme olanakları daha sınırlı oluyor, itiraz etme gücü daha düşük kalıyor ve üretim sürecinin ihtiyaçlarına daha kolay uyarlanabiliyordu.
Burada çocuk işçiliğinin tarihini yalnızca “yoksul ailelerin çocuklarını çalıştırması” üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü çocukların çalışmak zorunda bırakılması ile sermayenin çocuk emeğine duyduğu gereksinim aynı üretim ilişkisi içerisinde buluşur. Bir tarafta geçimini sağlayabilmek için bütün aile fertlerinin çalışmasına gereksinim duyan yoksul haneler vardır.
Diğer tarafta ise üretim maliyetlerini azaltmak isteyen sermaye vardır. Bu iki durum birbirinden bağımsız değildir. Çocuğun çalışması yoksulluğun sonucu olduğu kadar, ucuz emeğe dayalı üretim düzeninin de sonucudur. Bu nedenle çocuk işçiliği yalnızca ailelerin ekonomik tercihi gibi gösterilemez.
Çünkü milyonlarca insanın yaşamını ücret karşılığında sürdürebildiği bir düzende, haneye giren ücret temel gereksinimleri karşılamıyorsa çocuk da çalışma yaşamının içine itilir. Toplum çocuğun neden çalıştığını tartışmaya başlar. YASALAR NEDEN YETMİYOR? Peki bir çocuğun emeğine neden gereksinim duyuluyor?
Çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasına karşı uluslararası sözleşmeler, çocuk hakları belgeleri ve ulusal mevzuat zaman içerisinde önemli sınırlar oluşturdu. Fakat yasaların varlığı, ekonomik düzenin gerçekliğini tek başına değiştirmiyor. Çocuk çalıştırılmasının yasak olduğu bir yerde çocuk işçiliğinin ortaya çıkması, yalnızca “denetim eksikliği” ile açıklanamaz.
Çocuk emeğinin arkasında onu yeniden ve yeniden üreten ekonomik koşullar bulunmaktadır. Çocuk işçiliği varsa çocuk iş cinayetleri de bu sistemin gerçekliğidir. İş güvenliği üretim sürecinin ayrılmaz bir parçası olması gerekirken sermaye açısından bir maliyet hesabına indirgenebildiğinde tehlike başlar.
İş güvenliği için yapılacak harcama, üretim hızını düşürmemek adına ertelenebiliyor; denetim bir formaliteye dönüşebiliyor; çalışma koşullarındaki riskler görünmezleştirilebiliyor. Sonra bir çocuk yaşamını yitirdiğinde buna “kaza” deniyor. Oysa bazı ölümler öngörülebilir, önlenebilir. Çocuk işçiliği varsa, çocuk emeği ucuz bir üretim girdisine dönüşüyorsa, orada bir sınıfsal eşitsizlik vardır.
Çocuk eğitim hakkından koparılıp üretim sürecine sokuluyorsa, orada emeğin yeniden üretimiyle ilgili bir sorun vardır. Burada toplumsal düzenin sorgulanması gerekir. Türkiye’de resmi istatistiklerde yüz binlerce çocuğun ekonomik faaliyet içerisinde yer aldığı görülüyor. Ancak çocuk işçiliğinin gerçek boyutunu yalnızca resmi kayıtlar üzerinden değerlendirmek de mümkün değildir.
Kayıtdışı çalışma, mevsimlik işler, sokakta çalışma, göçmen çocukların emeği ve farklı sektörlerde görünmeyen çocuk emeği bu tablonun dışında kalabilmektedir. RAKAMLARIN ARKASINDAKİ ÇOCUK Bu nedenle rakamların arkasındaki çocuğu görmek zorundayız.
Bir çocuğun sabah okula gitmesi gerekirken işe gitmesi, bir çocuğun oyun oynaması gerekirken üretim bandında bulunması, bir çocuğun geleceğini kurması gerekirken ailesinin geçimini sağlamaya çalışması ve en ağır olanı bir çocuğun eve dönememesi kabul edilemez. Çocuğu çalışmaya iten ekonomik koşullar ortadan kaldırılmalıdır. Kamusal eğitim zayıfladığında “çocuk emeği” için yeni alanlar açılır.
Denetim mekanizmaları etkisizleştiğinde ise işyerleri çocuklar için daha tehlikeli hale gelir. Bu nedenle çocuk işçiliği, çocukların değil toplumun sorunudur. Asıl mücadele, “Bir çocuğun çalışmak zorunda kalmadığı bir toplum nasıl kurulabilir” sorusunun yanıtında başlıyor. Çocukların yeri üretim bandı değil; okulda, oyunda, sokakta, arkadaşlarının yanında ve çocukluklarının içindedir.
Çocuk işçiliğinin olmadığı bir gelecek, yalnızca çocukları koruyan bir gelecek değildir. Aynı zamanda emeğin sömürülmediği, yoksulluğun kuşaktan kuşağa aktarılmadığı ve insan yaşamının üretim maliyetinden daha değerli kabul edildiği bir toplumsal düzenin mümkün olduğunu gösteren bir gelecek olacaktır. ÖZGÜR HÜSEYİN AKIŞ ARAŞTIRMACI, YAZAR
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika