Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Feridun Andaç, İstanbul’u yazma sürecini Köyceğiz’e yerleşmesinin ardından da sürdürüyor. Elli yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra kentten uzaklaşmasının, “Benim İstanbul Çağım” adını verdiği kitabı üzerinde çalıştığı döneme denk geldiğini aktaran Andaç, bu çalışmayı aynı zamanda bir yüzleşme, hatırlama ve hafıza kitabı olarak değerlendiriyor.
Andaç’ın yaşamında iz bırakan kentler Erzurum, İstanbul ve Paris. Erzurum’u iki kitapta, Paris’i ise başka bir kitapta anlattığını belirten yazar, İstanbul’un hâlâ yazılmakta olduğunu söylüyor. Köyceğiz’e İstanbul’u yazmak amacıyla geldiğini ifade eden Andaç, uzaklaşarak yazmayı, özleyerek ve hatırlayarak kurulan bir anlatım biçimi olarak görüyor.
Yazar, Erzurum kitaplarını kentten uzakta yazdığını, Paris kitabının ise büyük bölümünü Paris’te kaleme aldığını belirtiyor. Ona göre bir yeri anlatmak için yalnızca oraya gitmek değil, o yeri özlemek, hissetmek ve anlamlandırmak da gerekiyor. Kentlerin simgelerle var olduğunu söyleyen Andaç, bu gerçekliklerin zayıflatılmasının kentle insanı arasındaki bağı da etkileyebileceğini dile getiriyor.
Andaç, bir kentin görünen yüzünün ardındaki öyküyü yazmanın zorluğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle mesafe koymanın ve gerektiğinde uzaklaşmanın önemli olduğunu savunan yazar, kent anlatısının bir kronik aktarmaktan çok, görülmeyen ve hissedilmeyen yanları ortaya çıkarması gerektiğini düşünüyor.
Erzurum’u anlattığı kitaplarında da benzer bir yaklaşım izlediğini aktaran Andaç, kente ilişkin anlatının ancak kişisel hafıza, duygu, ses ve zamanla birleştiğinde kurulabileceğini belirtiyor. Ona göre bir kent, insanı kendi geçmişiyle ve aidiyet duygusuyla buluşturan zamanın tınısıyla yazılabiliyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika