Bir baba, bir aydın, bir ülke... - Nilhan Nur Kışlalı
Bu ülke ağır bedellerin ülkesi. Bu ülke ağır sınavların ülkesi.
Bu ülke ağır bedellerin ülkesi. Bu ülke ağır sınavların ülkesi.

Aslında yıllardır anmalarda konuşma yapmıyordum. Ve önceki geceye kadar da konuşmak gibi bir niyetim yoktu. 20 Ekim gecesi, babalarını kısa süre önce kaybetmiş üç arkadaşımla bir aradaydım. Onların acılarını dinlerken 27 yıldır kimi zaman içime gömdüğüm, kimi zaman gömemediğim bütün duyguların bir anda yüzeye çıktığını hissettim.
Babam öldürüldüğünde ben yalnızca 29 günlüktüm. Onu hatırlamıyorum. Ama onun yokluğunu bilmediğim bir yaşantım da olmadı. 27 yıldır her 21 Ekim’de babamı anıyoruz. Türkiye onun adını yılda bir gün anıyor. Biz ise yokluğuyla her gün yaşıyoruz. Zamanla geçer, zamanla azalır denir. Oysa bazı acılar ne geçiyor ne de azalıyor. İnsan yalnızca büyüyor ve o acıyla yaşamayı öğreniyor.


Bunu en iyi, böyle bir kaybı yaşamış olanlar bilir. YAŞAM SONSUZA KADAR DEĞİŞTİ İnsanlar acımıza ortak olmak istediklerinde çoğu zaman hemen bir teselli ekleme gereksinimi hissediyorlar: “Size ne güzel bir isim bıraktı.” “Çok şanslısınız.” “Çok özel bir insandı.” “O artık ölümsüz.” Elbette bunların hepsini biliyoruz. Babamın bıraktığı isimle, düşünceleriyle, mirasıyla gurur duyuyoruz.
Ama bazen sanki yaşadığımız bu kaybın mutlaka bir karşılığı, bir ödülü olmak zorundaymış gibi konuşuyoruz. Sanki o ödül olmadan bu acının ağırlığını kabul etmek mümkün değilmiş gibi. Ve bunu yalnızca başkaları yapmıyor. Biz de 27 yıldır kendimize aynı şeyleri söylüyoruz. Her defasında ne kadar şanslı olduğumuzu hatırlatma gereksinimi duyuyoruz.
Çünkü bütün bunları bir kenara bıraktığınızda geriye çok yalın, çok ağır bir gerçek kalıyor: Bir insan öldürüldü. Bir aile yaşamının geri kalanını o yoklukla yaşamak zorunda bırakıldı. Bir çocuk, babasını tanıma şansı bile bulamadı. Ve hiçbir büyük isim, hiçbir ölümsüzlük, hiçbir gurur bu gerçeği değiştirmiyor. Bunları bugün yalnızca kendi acımızı anlatmak için söylemiyorum.
Bir ülkenin ödediği bedellerin görünmeyen yüzünü anlatmak istiyorum. Çünkü tarihe bir cinayet, bir tutuklama, bir haksızlık olarak geçen her olayın ardında, yaşamı sonsuza kadar değişen insanlar var. İNSANIN EVİ YANARKEN... Geride kalan aileler, büyüyen çocuklar, yarım kalan yaşamlar var. Ve bugün, geçmişte ülkemiz için ödenen bedelleri başka insanlar, başka biçimlerde ödemeye devam ediyor.
Özgürlükleriyle, sevdiklerinden ayrı geçirdikleri yıllarla, ellerinden alınan haklarıyla, gelecekleriyle... Dışarıdan bakıldığında yaşamın devam ettiği sanılıyor. Ediyor da. Ama geride kalanlar için hiçbir şey eskisi gibi devam etmiyor. İnsanlar bazı şeylerin zamanla geride kaldığını düşünüyor. Oysa o acılar sizinle birlikte büyüyor. Yaşamınızın ayrılmaz bir gerçeğine dönüşüyor.
Babamın da aralarında olduğu aydınlara yönelik peş peşe işlenen cinayetlerin ardından, Türkiye’nin artık karanlığı geride bırakacağına, aydınlık bir döneme gireceğine inananlar vardı. Aradan 27 yıl geçti. Biz ise bugün, giderek kararan ülkemizde, çoğalarak aydınlığı aramaya devam ediyoruz. Ve bu arayıştan uzaklaşmak da mümkün değil. Dünyanın en uzak köşesine de gitseniz, ülkenizin yaşadıklarından kaçamıyorsunuz.
Çünkü insan, evi yanarken “Ben başka yerdeyim” diyemiyor. UNUTMAYACAĞIZ, ALIŞMAYACAĞIZ İşte bu yüzden dün, babamın öldürüldüğü evin önünde, yalnızca onu anmak için toplanmadığımızı düşünüyorum. Biz burada unutmamak için de toplanıyoruz. Çünkü geçmişi unutmak, yalnızca kaybettiklerimizi unutmak değildir. Aynı zamanda yaşananların yeniden yaşanmasına sessiz kalmaktır. Geçmişini bilmeyen, geleceğine yön veremez.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin geleceğine sahip çıkacaksak, geçmişimizi de bütün gerçekleriyle hatırlamak zorundayız. Yaşananları bileceğiz. Hatırlayacağız. Ve en önemlisi, alışmayacağız. Her gün ardı ardına gelen tutuklama haberlerine alışmayacağız. Kayyım kararlarına alışmayacağız. Her gün elimizden birer birer alınan haklarımıza alışmayacağız.
Haksızlığın sıradanlaşmasına, adaletsizliğin yaşamımızın olağan bir parçası haline gelmesine izin vermeyeceğiz. Her yeni haksızlığı, ilk defa yaşanıyormuş gibi aynı ciddiyetle, aynı vicdanla karşılayacağız. Çünkü bir ülkenin en büyük kayıplarından biri, yaşadığı adaletsizliklere artık şaşırmamaya başlamasıdır.
Ve biz, bu ülkenin geçmişinin, bugününün ve geleceğinin yalnızca gücü elinde tutanlar tarafından yazılmasına izin vermeyeceğiz. Son olarak: Ben babamı tanıma fırsatı bulamadım. Ama onu unutmayan insanlar sayesinde, kim olduğunu, neye inandığını ve ne için mücadele ettiğini öğrenerek büyüdüm. 27 yıl sonra, hâlâ bir arada olabilmemizin benim için anlamı çok büyük.
Çünkü unutmadığımız sürece, yalnızca geçmişe değil, geleceğe de sahip çıkıyoruz. Bizim için anlamını hiçbir zaman yitirmeyen 21 Ekim’de, yalnızca ailemizi değil, bu ülkenin belleğini de yalnız bırakmayan herkese yürekten teşekkür ederim.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika
