Atatürk’te Cumhuriyetin Kökleri (2)
Dünkü yazımızda Atatürk’ün Cumhuriyet ile ilgili kültürel kökleri üzerinde duruldu.
Dünkü yazımızda Atatürk’ün Cumhuriyet ile ilgili kültürel kökleri üzerinde duruldu.

Gençliğinden itibaren Harp Okulu ve Harp Akademisi’ndeki düşünceleri, okuduğu kitaplar, Fransız devriminin etkileri ele alınarak incelendi. 31 Mart gerici isyanının Bulgaristan’daki Narodnik hareketinin Mustafa Kemal üzerindeki etkileri incelendi.
Milli Mücadele’nin başlangıcında Amasya Genelgesi’nin milli egemenliğe dayalı karakteri, Erzurum-Sivas kongrelerinin ve TBMM’nin açılışının “milli egemenlik” ilkesi ile “halk iradesi” yönünden önemi belirtildi. Bugünkü yazımızda Cumhuriyetin Meclis’te ilanı, “Cumhuriyet ve demokrasi” üzerinde durulacaktır.

CUMHURİYET Atatürk, Milli Mücadele sırasında hiçbir zaman padişahlığın sona erip cumhuriyet kurulacağından söz etmemiştir. Zaten Meclis’in içindeki II. Grup genel nitelik olarak halifeliğin devamını istiyordu ve cumhuriyetin ilanına karşıydı. Hatta en yakın arkadaşları da halifeliğin kalmasını istiyordu. Bunu Mustafa Kemal’e açıkça söylemişlerdi. II.
Meclis’in açılışından bir buçuk ay sonra 22 Eylül 1923’te Atatürk’ün ilk kez resmen cumhuriyetten söz ettiğini görüyoruz.
Mustafa Kemal, Viyana’da yayımlanan Neue Freie Presse muhabirine 27 Eylül 1923’te verdiği söyleşide mevcut anayasanın aslında bir cumhuriyet rejimini öngördüğünü belirterek şunları söyledi: “Türkiye Esas Teşkilat Kanunu’nun ilk maddelerini size tekrar edeceğim: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yürütme kudreti yasama yetkisi milletin gerçek temsilcisi olan Meclis’te belirmiş ve toplanmış.
Bu iki cümleyi bir kelimede özetlemek mümkündür: Cumhuriyet” ¹ BAŞKENT ANKARA Böylece Atatürk, Cumhuriyet konusundaki ilk resmi açıklamasını yapıyordu. Bu açıklamadan 15 gün sonra Cumhuriyete giden yolda ilk icraat gerçekleşti. 13 Ekim 1923’te Ankara başkent olarak ilan edildi. Bu karar İstanbul’da oturan padişahlık otoritesine karşı çok önemli bir dönüm noktasıydı.
Atatürk’ün Viyana’daki gazeteye yaptığı açıklama ve Ankara’nın başkent olarak kabul edilmesi, padişah yandaşlarını memnun etmemişti. Tartışmaların sürdüğü bu zaman diliminde Meclis’te de anayasadan doğan sıkıntılar yaşanmaya başlanmıştı. Gelişmeleri özetle ele alalım. HÜKÜMET KRİZİ Bir ihtilal meclisi olan I. Meclis’te bakanlar tek tek milletvekilleri tarafından seçiliyordu.
Ancak bu kez Meclis’te hükümetin oluşmasında Bakanlar Kurulu üyeleri seçilemiyor, hükümet oluşamıyordu. Bir hükümet krizi ortaya çıkmıştı. DÜŞÜNCENİN UYGULAMA ZAMANI GELMİŞTİ Atatürk, Nutuk’ta şöyle diyor: “(...)
Bakanlar Kurulu’nun çalışma düzeninin her gün olur olmaz birtakım sebeplerle altüst edilmekte olduğuna kanaat getirdikten sonra uygulanması için sırasını beklediğim bir düşüncenin uygulanma anının geldiğine karar vermiştim.” Mustafa Kemal çoğu zaman krizlerden yararlanmıştır. Hükümet krizi bir hafta kadar sürdü. Çankaya’da ve Meclis grubunda toplantılar yapıldı. Hükümet arayışları 28 Ekim 1923’e kadar sürdü.
‘YARIN CUMHURİYET İLAN EDECEĞİZ’ Aynı gün akşama doğru Atatürk, Çankaya’ya gitmek üzere Meclis’ten ayrılırken İsmet Paşa’yı, istifa etmiş olan Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp ve istifa eden Başbakan Fethi Okyar’ı Çankaya’ya davet etti. O gece Çankaya’da diğer bazı milletvekilleri de bulunuyordu. Atatürk, Çankaya’daki yemek sırasında “Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz” dedi.
Yemekte bulunanlar, “Bunu en kuvvetli zamanımızda yapalım” dediler. Atatürk, “En güçlü olduğumuz gün bugündür” dedi. TASARI HAZIRLANIYOR Atatürk, Nutuk’ta konuya şöyle devam ediyor: “O gece birlikte olduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar, İsmet Paşa Çankaya’da misafir olarak kaldı. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir kanun tasarısı hazırladık.
Bu tasarıda 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun devlet şeklini tespit eden maddelerini şu şekilde değiştirmiştim: Birinci maddenin sonuna ‘Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir’ cümlesini ekledim. Üçüncü maddeyi şu şekilde değiştirdim: ‘Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, hükümetin ayrıldığı idare kollarını bakanlar vasıtasıyla yönetir.’
Bundan başka Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun temel maddelerinden olan sekizinci ve dokuzuncu maddeler de değiştirilerek açıklığa kavuşturuldu.” ² Çankaya’da hazırlanan tasarı ertesi gün (29 Ekim 1923) Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Önce CHP Meclis Grubu’nda daha sonra da Meclis’te görüşmeler yapıldı. İsmet İnönü, Yunus Nadi, Eyüp Sabri, Abdurrahman Şeref gibi önemli kişiler konuştular.
DOĞAN ÇOCUĞUN ADI: CUMHURİYET Mülkiye’de öğretim üyesi, hukukçu, Meclis’te saygınlığı olan, İstanbul Milletvekili Abdurrahman Şeref Bey söz aldı, önemli bir konuşma yaptı. Şöyle diyordu: “Hükümet şekillerinin teker teker sayılmasına gerek yoktur. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz, bu cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır.
Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.” Mustafa Kemal’in Meclis’e sunduğu teklif, maddeler teker teker okunarak görüşüldü ve Meclis tarafından kabul edildi. CUMHURİYET VE CUMHURBAŞKANLIĞI Anayasa değişikliğiyle devletin yönetim şekli cumhuriyet olarak belirlenmişti. Ardından cumhurbaşkanı seçimi için oylamaya geçildi.
Oylama sonucunu Meclis Başkanvekili İsmet Paşa, Genel Kurul’a şu şekilde bildirdi: “Türkiye Cumhurbaşkanlığı için yapılan oylamaya 158 üye katılmış ve oybirliği ile Ankara milletvekili Mustafa Kemal seçilmiştir.” ATATÜRK’ÜN KONUŞMASI Meclis tarafından Cumhuriyetin kabul edilmesi ve kendisinin cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine, Atatürk Meclis’te bir konuşma yaptı.
Öncelikle Meclis’e teşekkür etti ve konuyu Türk milletine getirerek şöyle dedi: “Milletimiz kendisinde var olan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla, cumhuriyetle medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasında kendini eserleriyle ispat edecektir. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır.”
EN BÜYÜK DEVRİM Cumhuriyetin ilan edilmesi, kuşkusuz çok büyük bir dönüşümdü ve Atatürk Aydınlanma Devrimlerinin sınır taşıdır. Atatürk 10. Yıl Nutku’nda şöyle diyor: “Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü Türkiye Cumhuriyeti’dir.” Türkiye Cumhuriyeti, İslam dünyasında yapılan en büyük devrimdir.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika

