Aşkla Cumhuriyet - Tunç Soyer
Değerli dostlar, Rahmetli İlber Hoca’ya sormuştum: “Hocam tarih tekerrür mü ediyor?” Gülmüş, “Bu derin bir mevzu” demişti.
Değerli dostlar, Rahmetli İlber Hoca’ya sormuştum: “Hocam tarih tekerrür mü ediyor?” Gülmüş, “Bu derin bir mevzu” demişti.

Onun derin bulduğu sulara girecek değilim ama büyük bir çoğunluğun tarihin tekerrür ettiğine inandığını biliyorum. Harari’nin kitaplarına bakarsanız, insanın bazı davranışları (örneğin yiyebileceğinden fazlasını alıp saklama telaşı) 70 bin yıllık insanlık tarihinin bile gerisine gidiyor.
Ben yalnızca yakın tarihimizden bir hatırlatma yapacağım. 1789 Fransız İhtilali, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. O tarihten itibaren özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi pek çok kavram ve değer tüm dünyada ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. II. Mahmut, yeni dünyanın değerlerini Osmanlı İmparatorluğu ile buluşturmaya gayret eden hamlelere ve ilerici düzenlemelere kapı aralamıştır.
Bir yandan otoriteyi merkezileştirirken bir yandan moderniteye doğru yol almıştır. O yıllarda ortaya çıkan Jön Türk hareketi; Tanzimat’ın ve Islahat Fermanı’nın ardından I. ve II. Meşrutiyet süreçlerinde İttihat ve Terakki hareketine evrilmiştir. Temel hedef, toprak kayıplarıyla giderek küçülen ve gücünü kaybeden Osmanlı’yı kurtarmak ve eski şanlı günlerine döndürmektir.
İttihat ve Terakki hareketinin ilk kadroları büyük ölçüde subaylardan, doktorlardan, öğretmenlerden, memurlardan, öğrencilerden ve eğitimli meslek sahiplerinden oluşuyor.
* Ekonomik üretimden kaynaklanan sınıfsal güce ya da seçimlerle kazanılmış siyasal meşruiyete sahip olmadıkları için, iktidar olma hedefi gizli, katı hiyerarşisi olan örgütlenmelerle birlikte çok sert mücadele yöntemleri geliştirmelerine neden olmuş.
Askeri ve sivil bürokratik kadrolar, devlet içindeki bağıntılarını geliştirerek güçlenmişler, zamanla, devletin nasıl yönetileceğini en iyi kendilerinin bildiğini düşünmeye başlamışlar. Önce dini ve dili farklı olanları, ardından aynı fikirde olmayanları da inkâr edip uzaklaştırarak düşmanlaştırmış, hareket böylece yalnızlaşarak daracık bir kadro yönetimine dönüşmüş.
İKTİDARIN BEKASI, DEVLETİN BEKASINA DÖNÜŞTÜĞÜNDE Osmanlı’nın parçalanmasını önleme kaygısı giderek yerini ne pahasına olursa olsun iktidarı kaybetmeme hedefine bırakmış. Hatta devleti koruma görevini yaptığını düşünen bu kadrolar, kendi iktidarlarını da devletin korunmasının önkoşulu olarak görmeye başlamış. İşte bu noktada iktidarın bekası, devletin bekası ile karışmış.
Bu sert ve kendi içine kapalı örgütlenme modeli, muhalefeti farklı bir siyasi tercih olarak değil, devletin güvenliğini tehlikeye atacak bir unsur olarak görüyor. Eleştiri, farklı düşünceye sahip olmak ya da yönetimin hatalarını düzeltmeye yarayan bir mekanizma gibi değil, milli dayanışmayı zayıflatan bir davranış olarak görülüyor. Siyasal iktidar artık bu noktada devletin varlığıyla özdeşleşiyor.
Bugünün Türkiye’si ise 1900’lerin başındaki Osmanlı İmparatorluğu’ndan çok farklıdır. Cumhuriyet ile beraber İttihat ve Terakki tarihe karışmış, yeni Türkiye’nin temelleri atılmaya başlamıştır. Bu temeller; milliyetçilik, devletçilik, halkçılık, laiklik, devrimcilik ve cumhuriyetçiliktir. Hedefler ise bu ilkeler doğrultusunda kalkınmak ve muasır medeniyetler seviyesini yakalamak olmuştur.
Halkın halk için yönetimi, dar bir kadro hareketinin inisiyatifini kırmış, farklı siyasi öznelerin rekabetinin doğmasına imkân yaratmıştır. CUMHURİYETİN GÜVENCESİ DEMOKRATİK KATILIM Böylece çok partili seçimler, kitlesel siyasal örgütlenmeler, gelişmiş bir özel sektör ve anayasal kurumlar ortaya çıkmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk yeni bir toplum inşa ederken toplumun tüm katmanlarının yönetime katılmasını mümkün kılacak bir devlet modeli ortaya koymuştur. Cumhuriyetin kurumsal düzenlemeleri, vatandaşları eşit, adil, güvenli bir ülkede yaşatma güvencesini vermek gayreti içinde olmuştur.
Bu çerçevede; hükümetler değişebilir fakat mahkemelerin tarafsızlığı, kamu görevlilerinin hukuka bağlılığı, kurumların özerkliği ve yurttaşların eşit hakları hükümetin siyasal tercihlerine göre değişmemelidir. Seçimi kazanmak devletin tüm kurumlarını teslim almak anlamına gelmemelidir. Ne yazık ki denetim mekanizmalarında ortaya çıkan zafiyetler bu kazanımları tehdit etmiş, güçlerini zayıflatmıştır.
Yine de apaçık ortaya çıkmıştır ki ülkeyi kurtarma isteği taşıyan insanlar artık bir avuç asker-sivil bürokrattan ibaret değildir. Ülke çok daha zengin insan kaynaklarına, eşitlik ve adalet içinde bu kaynakları ülke yararına kullanabilecek mekanizmalara sahiptir. Milliyetçilik, muhafazakârlık, ilericilik, ülkücülük veya diğer değerler kimsenin tekelinde değildir.
Bütün mesele bu zengin kaynakların yönetime katılımının nasıl güçlendirileceğidir. İnsanlık tarihi içinde bu meseleye dair bulunan en iyi çözüm, en büyük yenileşme hâlâ demokrasidir. Demokrasi, Cumhuriyetin yüzyıllık birikimi ile inşa ettiklerini yükseltecek, eksiklerini giderecektir. Cumhuriyetin demokratikleşmesi bu toplumun mayasına uyduğu gibi, istikbalini de aydınlatacak bir dönüşümdür.
İnsanlık orta çağın karanlığından, dünya savaşlarının acılarından sonra, özgürlük, eşitlik, kardeşlik köklerinden beslenen demokrasiyle iyileşmiştir. Ayakta kalmasını varlığını sürdürmesinin dengesini demokraside bulmuştur. Bugün de yine bir yol ayrımındayız. İttihat Terakki gerçeği de demokrasi uygulamaları da belleğimizde yerini koruyor. Geleceğe hangisinin rehberliğinde yürüyeceğiz zaman gösterecek.
Ancak ben sağduyusunu ve ferasetini bu topraklarda bazen tohum gibi saklayan Anadolu insanının aydınlığı seçeceğinden hiç kuşku duymuyorum. ÇARE YİNE DEMOKRASİ Binlerce yıldır zaman zaman farklılıklara tahammülsüzlük gösterilse de, bir arada yaşamanın deneyimlerini üst üste koyarak bugünlere erişen toplum bu zenginlikten beslenmeye devam edecektir.
Geçmişi, bugünü ve geleceği daha iyi anlamayı sağlayan bu deneyim; kimseyi dışarıda bırakmamayı, gerçek kurtuluşun mümkün olan en geniş dayanışmayla oluşturulacak tahkimatla yaratılabileceğini gösterir. “En milliyetçi benim. En ilerici benim. En doğrusunu ben bilirim. En çoğunu ben hak ediyorum” egoizmi her yetki sahibini zehirler. İyileşme; her farklılığı düşman görüp cezalandırmaktan vazgeçmekle başlayacaktır.
Namus, dürüstlük, haysiyet gibi değerlerden yoksun olanlardan arındıkça, farklı fikir ve siyasi görüşler bünyeyi güçlendirecektir. Bu memleket en büyük zararı farklı fikirlerden değil, kibir, açgözlülük gibi ahlaki düşkünlüklerden görmüştür. Tarih tekerrür edecekse, bu hastalıklara getirilecek en iyi tedavi –daha iyisi bulunana kadar– hâlâ demokrasidir.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika

