Adalet çökerse... - M. Ziya Yergök
Bugün, adalet açısından en yaygın yakınma konusu yargıda çifte standarttır.
Bugün, adalet açısından en yaygın yakınma konusu yargıda çifte standarttır.

Bu kavram, benzer hukuki durumlarla veya suçlamalarla karşı karşıya kalan kişi ve gruplara yasaların eşit ve tutarlı biçimde uygulanmamasını ifade eder.
Kişilerin kimliğine, statüsüne, siyasi görüşüne ve iktidara yakınlığına göre ayrıcalıklı ya da kayırıcı kararlar verilirken sıradan yurttaşın veya muhalif kesimlerin aynı koşullarda daha sert ve hızlı yaptırımlarla karşılaşması, anayasamız ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre hukukun en temel ilkesi olan “kanun önünde eşitlik” ilkesinin ihlalidir.
Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ne göre, “Haksızlık ve adaletsizlik duygusunun başlıca nedenlerinden biri olan taraflılık algısı, adalet sistemine duyulan güvene zarar verir. Tarafsızlığın yalnızca karar verme aşamasına değil tüm yargılama sürecine hâkim kılınması elzemdir.”
Ünlü filozof Sokratas’e göre, bir yargıcın sahip olması gereken dört temel görev vardır: Nezaketle dinlemek, akıllıca düşünmek, dikkatle konuşmak ve tarafsızca karar vermek. Sokrates’in 2 bin 400 yıl öncesinden gelen bu sözü, günümüzde de yargı etiğinin ve adil yargılanma hakkının temeli olarak kabul edilir.
YARGIYA GÜVEN ZEDELENİYOR Bugün Türkiye’deki yargı pratiği ve kimi yargı uygulamaları bu ilkelere uygun değildir. Ankara 2 No’lu Baro başkanının “Yaklaşık iki senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hâkim- savcı yaptık. Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda bakanlık bir ayrıcalık tanıdı” sözleri kabul edilir değildir.
Bu tür açıklamalar yargıya güvensizlik olarak yansımakta, yurttaşın adalete olan inancını yok etmektedir. Aynı suç veya usulsüzlük kapsamında kimilerinin gözaltına alınıp tutuklanırken kiminin ise soruşturmaya dahi çağrılmaması, kiminin mal varlığına konulan “tedbir”in bir saat içinde kaldırılması, kamu vicdanını yaralıyor ve hukukun üstünlüğü ilkesini zedeliyor.
Bu çifte standart, gerek tutuklamalarda gerekse tahliyelerde kendini gösteriyor. Muhalif belediyelere ve muhalif basına farklı uygulamalar toplumun her kesimini derinden rahatsız ediyor. Hemen her şafakta bir muhalefet parti belediyesine operasyon düzenleniyor. Türkiye Belediyeler Birliği’nin muhalefet partisine mensup üç başkanı da tutuklandı.
Ekrem İmamoğlu ve Vahap Seçer’in tutukluluğu devam ederken tahliye edilen Zeydan Karalar aylar geçmesine karşın göreve başlatılmamakta ve hizmetten alıkonmaktadır. Ekrem İmamoğlu’nun üç defa İstanbul’u kazanmış olması, son yerel seçimde Adana ve Mersin’de AKP’nin tek bir belediye kazanamaması başkanları suçlu kılar mı? Millet iradesi yok sayılmış olmuyor mu? Bu başkanlara oy veren şehirler cezalandırılmış olmuyor mu?
Demokrasi bu mudur? Adana Seyhan’ın ilk kadın belediye başkanı Oya Tekin “TCK 252. maddeden ceza alıp istinaf aşamasında tutukluluğu devam eden ilk kişiyim” diye feryat ederken haksız mıdır? Üstelik kendisi üç çocuk annesidir ve eşi de tutukludur. ÇİFTE STANDART Adil yargılama nerede? Esenyurt’ta seçilmiş belediye başkanı Ahmet Özer dururken görevden alınan kayyım yerine yine bir kayyım atanıyor.
Diğer taraftan, 455 bin yurttaşımızı mağdur eden fon olayı, açıkça nitelikli ve örgütlü bir dolandırıcılık suçu iken, iktidarın en yetkili ağızlarının bunu “nefsine yenilme ve şeytana uyma” olarak tanımlaması kabul edilebilir mi? Fon yolsuzluğu olayındaki siyasi sorumlulardan biri olan maliye bakanının “Parayı gönüllü iade ederlerse sorun yok, etmezlerse hukuki süreç işleyecek demesi” tam bir garabettir.
Siz fon dolandırıcılarına hangi hukuku uyguluyorsunuz, bu söylediğiniz hangi yasada yazıyor? Parayı gönüllü iade etmeleri işlenen suçu ortadan kaldırmaz. Seçimle gelen muhalif başkanlar, kameralar eşliğinde şafak baskınıyla gözaltına alınıp görüntüler basına servis edilirken fon dolandırıcıları söz konusu olunca adalet neden ağır aksak işliyor, gösterilen şefkat iktidarın “bizim çocuklar”ı olmalarından mıdır?
GECİKEN ADALET Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya yakın tarihteki bir konuşmasında “Adaletin zayıfladığı yerde devletten bahsedilemez” dedi. Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez de “Anayasa Mahkememiz bir ihlal kararı verdiği zaman tüm kurumların, tüm yargı organlarının, hepimizin buna uyması ve gereğini yerine getirmesi gerekir” dedi. Ancak değişen bir şey olmadı.
Fon yolsuzluğu ile tavan yapan aç gözlülüğün ve ahlaki çöküntünün altında, iktidara yakın çevrelere hâkim olan “Bize bir şey olmaz” anlayışının yattığı bir gerçektir. Bu böyle gitmez. Adaletin kestiği parmak acıyor; adaletsizlik, ülkeyi temelinden sarsıyor. Halen görevde olan yüksek mahkeme başkanlarımıza kulak vermiyorsanız, bu halkın sesi olan ozanlarımıza kulak verin.
“Bedenimdeki hastalıklardan değil, adalete düşen marazdan korkarım” diyen ozan Abdurrahim Karakoç’un, “Devlete baş bulmak gecikebilir, adalet gecikmez tez verilmeli” diyen ozan Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun sesini duyun. AV. M. ZIYA YERGÖK 22. DÖNEM ADANA MV. , ADANA BAROSU ESKI BAŞKANI
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika


