Uzman psikolog: Belirsiz tutukluluk insan zihnini sürekli alarmda tutuyor
Psikoterapist ve Uzman Adli Psikolog Esra Gürgezoğlu Yapar, tutukluluk sürecindeki belirsizliğin kaygı ve huzursuzluğu artırdığını belirtti. Yapar, mikro rutinler ile aile ve dış dünyayla iletişimin, tutukluların psikolojik dayanıklılığını ve topluma uyumunu destekleyebileceğini söyledi.
Türkiye’nin gündeminden düşmeyen 'tutukluluk': Dört duvar arasında insan psikolojisi
Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Türkiye’de son dönemde adli ve siyasi gelişmelerin en sık duyulan kavramlarından biri “tutukluluk” oldu. Bir tarafta cinayet, şiddet ve cinsel suçlar gibi ağır suçlamalarla tutuklananlar, diğer tarafta siyasi ve toplumsal davalarda suçlamaları reddeden ve haklarında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmadan aylarca cezaevinde kalanlar var.
Kimi birkaç ay sonra tahliye edilirken kiminin tutukluluğu bir yılı aşkın süre devam ediyor. Suçlamalar ve dosyalar birbirinden tamamen farklı olsa da cezaevindeki insan açısından ortak bir soru ortaya çıkıyor: Özgürlüğün ne zaman geri kazanılacağını bilmeden yaşamak insan zihninde ne yaratıyor? Psikoterapist ve Uzman Adli Psikolog Esra Gürgezoğlu Yapar.
Image
Psikoterapist ve Uzman Adli Psikolog Esra Gürgezoğlu Yapar, tutukluluğun insan psikolojisi üzerindeki etkilerini Cumhuriyet’e anlattı. - Her ay tahliye bekleyip yeniden cezaevine dönmek nasıl bir psikolojik süreç yaratır? Her ay tekrarlanan bu döngü, sinir sisteminde kronik bir “yo-yo” etkisi yaratarak kişiyi psikolojik tükenmişliğe sürükler.
Adli açıdan asıl tehlike, zihnin sürekli tahliye beklentisiyle meşgul olup kişinin kendi eyleminin sorumluluğuyla yüzleşmeyi ertelemesidir. Red kararları sonrası kişi öfkesini sisteme veya topluma yansıtır. Bu durum, onarıcı programlara entegrasyonu engelleyerek infaz sisteminin temel amacı olan yeniden topluma kazandırma misyonunu ciddi şekilde sekteye uğratır.
- İlk tutuklandığı gün ile aylar sonrası arasında kişinin ruh hali nasıl değişir? Cezaevine “alışılır” mı? İlk günlerdeki akut şok; suçu işleyen için yasal sonuçlarla yüzleşme krizi, işlemeyen içinse derin bir adaletsizlik travmasıdır. Aylar geçtikçe bu kriz, “kurumsallaşma” dediğimiz pasif bir uyuma dönüşür. İnsan cezaevine sağlıklı bir şekilde “alışmaz”, hayatta kalmak için zorunlu adaptasyon geliştirir.
Tüm kontrolü dış otoriteye (kurallara, memurlara) devreden ve içsel duygu regülasyonunu körelten bu pasifuyum tehlikelidir. Sorumluluk almadan sadece koşullara uymayı öğrenen birey, tahliye olup duvarlar kalktığında bocalayarak yeniden suç işlemeye yatkın hale gelebilir. - Özgürlüğüne ne zaman kavuşacağını bilmemek kişiyi nasıl etkiler? Belirsizlik mi, kısıtlanma mı daha yıpratıcıdır?
İnsan zihni sınırları belli kısıtlamalara adapte olabilir ancak belirsizliğe tahammül edemez. Süresi belli bir ceza zihinsel bir “kapanış” (closure) sağlarken, ucu açık tutukluluk beyni sürekli alarm modunda tutar. Geleceği öngöremeyen zihin, derin bir kaygı ve huzursuzluk hali geliştirir. Bu noktada cezaevlerindeki yapılandırılmış psikososyal destekle tutuklunun “psikolojik esnekliğini” artırmak şarttır.
Aksi takdirde, kronik belirsizlikle çırpınan bir zihin içgörü geliştiremez. - Aylarca tutuklu kaldıktan sonra hâkim karşısına çıkmak ve tahliye ihtimali kişi için ne ifade eder? Bu an, tutuklu için kendi zihninde kurduğu savunma ve rasyonalizasyon (mantığa bürüme) mekanizmalarının dış gerçeklikle test edildiği psikolojik bir kırılma noktasıdır. Zihin tüm motivasyonunu “o gün çıkacağı” ihtimaline bağlar.
Beklentinin karşılanmaması, derin bir yıkım yaratır. Duygu regülasyonu kapasitesi zayıf olan birey bu krizi yönetemez ve öfkesini dışsallaştırır. Doğru müdahale edilmezse, dış dünyaya uyum sağlamakta zorlanan ve yeniden suç işleme potansiyeli artmış bir profil ortaya çıkabilir. - Uzun süre tutuklu kalanların psikolojik olarak ayakta kalmasını sağlayan nedir?
Dış kontrolün mutlak olduğu bu ortamda ayakta kalmanın yolu, kişinin mikro rutinler (spor, okuma, çalışma) geliştirerek kaybettiği özerkliği kısmen geri kazanmasıdır. Aile ve dış dünyayla iletişim ise kişinin sivil kimliğini canlı tutar. Sosyal bağların korunması tutukluyu içeride rahat ettirme lüksü değil, tamamen toplum güvenliği meselesidir.
Geleceğe dair umudunu ve sivil kimliğini yitirmiş, kaybedecek bir şeyi kalmamış birinin sivil hayata sağlıklı entegre olması beklenemez. Son olarak; adli psikoloji perspektifinden bu süreçleri incelemek, suçu aklamak veya suçu işleyen kişiyi mağdur konumuna oturtmak demek değildir; toplum güvenliğini sağlamak için atılan bilimsel bir adımdır.