Tüp bebekte bilinen her şey 5 yıl sonra değişebilir
Tüp bebekte hem tedaviler hem de tedaviye erişimin kuralları değişmeye hazırlanıyor. Türkiye’de düşen doğurganlık hızıyla birlikte SGK koşulları ve devlet desteğinin yeniden düzenlenmesi gündemde.
Tüp bebekte hem tedaviler hem de tedaviye erişimin kuralları değişmeye hazırlanıyor. Türkiye’de düşen doğurganlık hızıyla birlikte SGK koşulları ve devlet desteğinin yeniden düzenlenmesi gündemde.
Tüp bebek dünyasında değişim yalnızca laboratuvarla sınırlı değil. Bir tarafta çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin tedaviye daha kolay ulaşabilmesi için yaş kriterleri, SGK koşulları ve devlet desteğinin yeniden değerlendirilmesi tartışılıyor; diğer tarafta robotik sistemler ve yapay zekâ, yıllardır embriyologların yaptığı işlemlere dahil olmaya başlıyor.
Gen düzenleme teknolojileri kalıtsal hastalıkların gelecekte nasıl ele alınabileceğine ilişkin yeni kapılar açarken, uzmanlar başarılı bir gebelik için teknolojinin tek başına yeterli olmadığına, kilo ve metabolik sağlığın da önemli olduğuna dikkat çekiyor. Tüp Bebek ve İnfertilite Derneği’nin (TÜBİD) 5.
Bilimsel Toplantısı’nda 1200’ün üzerinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, tüp bebek uzmanı, embriyolog, androlog ve bilim insanı bir araya geldi. Toplantıda konuşulanlar, önümüzdeki yıllarda tüp bebek tedavisinde hem teknolojinin hem de tedaviye erişimin önemli ölçüde değişebileceğini ortaya koydu.
Türkiye’de ilk evlilik yaşının yükselmesi ve doğurganlık hızının düşmesi, tüp bebek tedavilerine erişimi de yeniden gündeme taşıdı. TÜBİD Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, Türkiye’de ilk evlilik yaşının 27,4’e çıktığını, bazı şehirlerde ise 29-30 yaşlarına ulaştığını belirterek doğurganlık hızındaki düşüşe dikkat çekti.
Yaklaşık 30 yıl önce 2,4’ler civarında olan toplam doğurganlık hızının bugün 1,4’ler seviyesine kadar gerilediğini söyleyen Tıraş, “Bu tabii çok ciddi bir nüfusta azalma demek. Bunun etkilerini ileriki yıllarda muhtemelen göreceğiz” dedi. Tıraş’a göre çözümün önemli ayaklarından biri, çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin tedaviye ulaşmasını kolaylaştırmak.
TÜBİD’in Sağlık Bakanlığı ile konuyu görüştüğünü açıklayan Tıraş, tüp bebek uygulamalarına ilişkin yeni öneriler hazırlayacaklarını söyledi. Yaş kriterlerinin yeniden değerlendirilmesi, SGK desteği için aranan bazı koşulların esnetilmesi ve devlet desteğinin artırılması gündemdeki başlıklar arasında.
Tedavinin mali yükünün azaltılması için farklı finansman modellerinin de değerlendirilebileceğini belirten Tıraş, devlet bankaları aracılığıyla uygun koşullu finansman sağlanmasının seçeneklerden biri olabileceğini ifade etti. Yeniden değerlendirilmesi gündeme gelen konulardan biri de yumurta dondurma koşulları.
Kadınların eğitim, kariyer veya kişisel nedenlerle çocuk sahibi olmayı daha ileri yaşlara erteleyebildiğine dikkat çeken Tıraş, yumurta rezervi henüz yüksekken yumurta dondurulabilmesinin önünün açılmasını tartışmaya açtı. Tıraş, “Yumurta rezervinin düşmesini neden bekleyelim?” diyerek mevcut yaklaşımın yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.
TÜBİD’in yaş kriterleri, yumurta dondurma koşulları ve tüp bebek tedavilerine erişime ilişkin hazırlayacağı önerilerin Sağlık Bakanlığı’na sunulması planlanıyor. Türkiye’de tüp bebeğin kuralları tartışılırken laboratuvarlarda da dikkat çekici bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri robotik mikroenjeksiyon. Prof.
Tıraş, robot koluyla mikroenjeksiyon gerçekleştirildiğini ve bu işlem sonucunda bir bebeğin dünyaya geldiğinin bilimsel olarak yayımlandığını anlattı. Tıraş, gelişmenin tüp bebek merkezlerinde otomasyonun gelecekte çok daha fazla kullanılabileceğinin işareti olduğunu belirterek, “Bunlar artık giderek tüp bebek merkezlerinde otomasyonun da yavaş yavaş ön plana çıkacağını gösteriyor” dedi.
Robotların yanı sıra yapay zekâ da tüp bebek laboratuvarlarında giderek daha fazla görev üstleniyor. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri sperm seçimi. Bugüne kadar embriyoloğun mikroskop altında yaptığı değerlendirmeye dayanan sperm seçiminde artık mikroskoba entegre edilen kameralar ve yapay zekâ algoritmaları da devreye giriyor.
Tıraş, kendi çalışmalarında da yapay zekâ ile sperm seçimini araştırdıklarını belirterek şöyle konuştu: “Artık sperm seçiminde yapay zekâ kullanmaya başladık. Embriyolog spermi kendi gözüyle seçerken şimdi mikroskoba entegre edilen kamera ve yapay zekâ programı hangi spermin kullanılması gerektiğini söylüyor. Bizim de bununla ilgili bir çalışmamız var.
Yapay zekânın seçtiği spermlerle daha iyi embriyolar elde ettiğimizi görüyoruz.” Yapay zekânın görevi yalnızca en iyi spermi seçmek değil. Bazı erkeklerde menide sperm bulunamıyor. Cerrahi yöntemlerle elde edilen örneklerde ise yüzlerce, hatta binlerce mikroskop alanının içerisinde yalnızca birkaç sperm bulunabiliyor.
Bir embriyolog için son derece yorucu ve uzun sürebilecek bu tarama işleminde de yapay zekâdan yararlanılmaya başlanıyor. Tıraş, Columbia Üniversitesi’nden Prof. S. Zev Williams ve ekibinin geliştirdiği “Rare Sperm Search” yaklaşımına dikkat çekerek, günler sürebilecek sperm arama işleminin yapay zekâ yardımıyla saatlere indirilebildiğini anlattı.
Sistem çok sayıda mikroskop görüntüsünü tarayarak gözden kaçabilecek az sayıdaki spermi bulmaya çalışıyor. Daha önce “sperm yok” denilen bir örnekte birkaç spermin bulunabilmesi bile tedavinin seyrini değiştirebiliyor. Yapay zekâ embriyo seçiminde de giderek daha fazla devreye giriyor. Time-lapse teknolojileri sayesinde embriyolar inkübatörden çıkarılmadan gelişimleri boyunca kameralarla takip edilebiliyor.
Böylece yalnızca tek bir görüntü yerine embriyonun saatler ve günler içerisindeki gelişimini gösteren bir çeşit “film” elde ediliyor. Yapay zekâ algoritmaları bu görüntüler üzerinden hücre bölünmelerinin zamanlamasını ve embriyonun morfolojik özelliklerini birlikte değerlendirerek hangi embriyonun daha yüksek gelişim potansiyeline sahip olabileceğinin belirlenmesinde embriyologlara destek oluyor.
Geleceğin tüp bebek laboratuvarında embriyolog, yapay zekâ ve robotik sistemlerin yan yana çalışması giderek daha gerçekçi bir senaryoya dönüşüyor. Üreme tıbbında araştırılan en dikkat çekici konulardan biri de genetik hastalıkların gelecekte daha oluşmadan önlenip önlenemeyeceği. Bu noktada dünyanın yakından takip ettiği teknolojilerden biri CRISPR. Yale Üniversitesi’nden Prof.
Emre Seli, CRISPR’ın DNA’daki belirli bozuklukların düzeltilmesinde kullanılabilecek en etkili yöntemlerden biri olduğunu belirterek, bilinen bir genetik mutasyonu taşıyan kişilerde bu mutasyonun teorik olarak düzeltilmesinin mümkün olabileceğini söyledi. Ancak bu teknoloji bugün için tüp bebek tedavisinde kullanılan kabul edilmiş bir klinik yöntem değil.
Son veriler, gelecek yıllarda tüp bebek tedavisinde yalnızca kullanılan teknolojilerin değil, tedaviye erişimin ve infertiliteye yaklaşımın da değişebileceğini gösteriyor. Tüp Bebek ve İnfertilite Derneği Başkanı Prof. Bülent Tıraş, "Önümüzdeki beş yıl içerisinde tüp bebek alanında çok hızlı bir ilerleme yaşayacağız" ifadelerini kullandı
Kaynak: Habertürk


.jpg%3Fformat%3Dwebp%26width%3D1200%26height%3D630&w=3840&q=75)