Tarih bir kere de yanıltsa
Osmanlı’nın ihtişamlı günleri sona erdiğinde, imparatorluk dağılmaya yüz tuttu.
Osmanlı’nın ihtişamlı günleri sona erdiğinde, imparatorluk dağılmaya yüz tuttu.

Bazı azınlıklar, aidiyetlerine göre, Osmanlı’nın rakiplerine göz kırpmaya başladı. Dağılmaya karşı bir önlem olsun diye Mustafa Reşit Paşa, 1839’da ünlü Tanzimat Fermanı’nı ilan etti. Geleneksel Müslüman üstünlüğünün yerine herkese “eşitlik” vaat ediliyordu. Mahmud Nedim Paşa, Gürcü kökenliydi.
Reformist Mustafa Reşit Paşa’ya temas edip onun dibinde konumlandı. Tanzimat’ın mimarı, kendisine hayran görünen bu genci himayesine alacak, kademe kademe yükseltecekti. Divan-ı Hümayun ve Sadaret Mektubî Kalemi’nde yetiştirilmesini sağladı. Oysa Nedim Paşa, bir gün sadrazamlık makamına oturduğunda, Tanzimat düşüncesini sertçe eleştirenlerin başında gelecekti.
Saltanat kayığına binmek için aslında Reşit Paşa’yı bir basamak olarak kullandığını söylemek haksızlık olmaz. Mahmud Nedim Paşa artık “kraldan çok kralcı” , padişahın has savunucusu, mutlak saltanatçıydı. Onu eğiten Mustafa Reşit Paşa’nın geliştirdiği Tanzimat çizgisinin, Âli ve Fuad Paşaların karşısında yer aldı. Halk da onun karşısına geçti.
Kaynaklarda; hukuk bilmez, dil bilmez, idare bilmez, kaba, dönek, fesatçı, dengesiz ve çıkarcı olarak tanımlanmaktadır. Zamanla edebi alanda kendini geliştirse de karakteri hakkındaki düşünceler değişmedi. Her fırsatçı gibi durumdan yararlandı; makamları tek tek aştı, o oranda yetkileri de epeyce genişledi. RUSLARLA İLİŞKİSİ Mahmut Nedim Paşa, dış güçler arasından Rusları kendine dost seçmişti.
Üstelik bu yakınlıktan ötürü artık bir takma adı bile vardı: Nedimof. “Dostu” Rus Büyükelçisi İgnatiyev’in iyice güdümüne girmiş, Osmanlı aleyhindeki Andrassy Notası’nı bile kabul etmişti. Kişisel çıkarları için Ruslarla kurduğu öngörüsüz ilişkilerinin daha vahim sonucu ise yaklaşan ünlü 93 Harbi’nde Osmanlı’yı her bakımdan yalnızlığa itmesi oldu. Bunu İgnatiyef ile birlikte planlı yaptıkları iddia ediliyordu.
İkinci kez göreve geldiğinde, nahiye sisteminde yaptığı düzenlemelerle, Rumeli’de bazı Türk nahiyelerinin yönetiminin Bulgarlara geçmesine neden oldu.
Zaten selefi Âli Paşa döneminde gündeme gelen ancak tereddütle yaklaşılan bağımsız Bulgar Eksarhlığı’nın yani Osmanlı topraklarında yaşayan Bulgarların ulusal bilincini örgütleyen; dini, kültürel eğitimini ve kontrolünü üstlenen en üst makamın fiilen teşkilatlanıp kurulmasına da alan açmıştı.
Namıdiğer Nedimof, o dönemde ezeli düşman olarak görülen Ruslardan yana tavır sergilemesinden çok Osmanlı’nın mali iflasının açıklanmasından önce yaptığı spekülasyonlar ve vurgunla tarihe geçti. Rumeli Demiryolu imtiyaz sözleşmesini Baron Hirsch lehine bağlamak için aldığı yüz binlerce lira rüşvet de cabasıdır.
VURGUN Tasarruf Komisyonları kurulsa, 100 kuruşun üzerindeki maaşların % 5’ine hazine adına el konsa da ekonomik buhranın içinden çıkılmaz. 1875’te, Osmanlı Devleti borçlarının faizini dahi ödeyemez haldedir. Ramazan Kararnamesi ile mali iflas belgelenir. Dış borçların ancak yarısının ödenebileceği, kalanı için de ancak beş yıl vadeli ve %5 faizli tahvil verileceği ilan edilir.
Kıyamet kopar, her yerde protestolar başlar. Alacaklılara gümrük gelirleriyle birlikte bazı vergiler teminat gösterilmişti. Böylece Düyûn-ı Umûmiye’ye götüren süreç de açılmış oldu. Nedimof; halka kemer sıkmasını, beklentisini en aza indirmesini öğütlerken, borçların uzunca süre ödenemeyeceğini bildiren kararnameyi kamuoyuna açıklamadan hemen önce elindeki tahvilleri yüksek fiyattan sattı.
Kendisi ve çevresi bundan büyük kâr elde ederken, karar açıklanır açıklanmaz borsa çökecek, tahviller ise dibe vuracaktı. Sadrazam ve yakın ilişki kurduğu Galata bankerleri de bundan sonra tabanı gören tahvilleri yok pahasına piyasadan topladı. Açığa satış gibi manipülasyonlarla ya da fiyatlara ilişkin spekülasyonlarla muazzam bir servet edindiler.
Rivayetlere göre; faiz indiriminden önceden haberdar olan General İgnatiyef de bu vurgunun ortaklarındandı. Hatta Sultan Abdülaziz’in borçları kapatmak üzere şahsi ödeneklerinden artırdığı paraların bile bu süreçte zarara uğradığı belirtilmektedir. SALTANATÇI, VURGUNCU Her kim ki “saltanatçı” ise ona şüpheyle bakmalı.
Saltanatçı, saray odaklı birinin ana motivasyonu kaynağa ve kaynaklara ilişkin kararlara yakın olmaktır. Yani bu kararların demokrasi yoluyla alınmasından, bilinmesinden hoşlanmaz. Dolayısıyla; hemen yanında hukuksuzluk, vurgunculuk ve rüşvetçilik de beliriverir. Amacı bu olan bir karakter, önemli yetkilerle donatılırsa vay halimize! Böyleleri için iktidar arzusu ve savaşı da zaten bundan ibarettir.
İşte o zaman “vurgun, soygun” da pek olası hale gelir. Çünkü yetkilendirilmiş resmi vurguncular, devletteki bilgiye ve ekonomik enstrümanlara önden hakim olur. Tarih bilgelik kazandırır bilmeyi sevene… Aynı zamanda tarih, bazılarının insanlıktan düştüğü deneyimlerin toplamıdır. Bir kere de yanıltsa… Yanıltmaz.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika


