Salzburg’da Verdi’nin ‘Beni kurtar’ yakarışı
“Requiem”, Katolik geleneğinde vefat edenlerin ardından okunan, yaratıcıdan merhamet ve rahmet dilenen ayinin adıdır: “Requiem aeternam dona eis, Domine” (Ey Rab, onlara ebedi huzur ver).
“Requiem”, Katolik geleneğinde vefat edenlerin ardından okunan, yaratıcıdan merhamet ve rahmet dilenen ayinin adıdır: “Requiem aeternam dona eis, Domine” (Ey Rab, onlara ebedi huzur ver).

Salzburg Festivali’nin Büyük Festival Salonu’nda 18 Ağustos akşamı yalnız Verdi’nin “Messa da Requiem”i seslendirilmedi.
Seksen beş yaşındaki büyük şef Riccardo Muti kürsüye çıktığında herkes bunun sıradan bir konser olmadığını biliyordu. Ölüm karşısındaki insanın korkusunu, hüznünü, çaresizliğini, yakarışını ve merhamet arayışını taşıyan bu esere usta veda ediyordu. O akşam Viyana Filarmoni Orkestrası’nın karşısında Muti için yarım yüzyılı aşan bir sanat yolculuğunda büyük ve duygusal bir sayfa kapanıyordu.
Verdi’nin ölüm üzerine kurduğu müzik, ileri yaşına karşın dinamizmini koruyan ustanın kendi zamanıyla sessizce konuşan vedasına dönüşüyordu. Verdi’nin Requiem’i Daha yaşarken efsaneye dönüşmüş, sanatıyla insanlığın ortak belleğinde silinmez izler bırakmış bir ustaydı sahnedeki. Konser bittiğinde salonun ayağa kalkışında, Atatürk’ün “Sanatkâr el öpmez; sanatkârın eli öpülür” sözü sanki cisimleşiyordu.
Mozart, kendi Requiem’ini tamamlayamadan 1791’de öldü; eseri öğrencisi Franz Süssmayr tamamladı. Mozart’ta korkuyla teslimiyet yan yanadır; Verdi’de ise daha huzursuz, daha sorgulayıcı, isyancı haykıran bir ses konuşur. Verdi, Requiem’ini 1873’te ölen Alessandro Manzoni’nin anısına yazdı.
Büyük romancı Manzoni, İtalya’nın birlik ve bağımsızlık mücadelesi Risorgimento’nun ahlaki simgelerindendi ve AvusturyaHabsburg egemenliğine karşı tavır almıştı. Verdi’nin ona hayranlığında edebiyat kadar vatan ve özgürlük düşüncesi de vardı. Bu yüzden Verdi’nin Requiem’i yalnız huzur dileyen bir ölüm duası değildir.


“Dies irae”de, yani “Gazap Günü”nde, kıyamet bütün dehşetiyle insanın üzerine çöker; “Libera me”de (Beni kurtar, ey Rab) yakarış, Tanrı’nın sessizliği karşısında neredeyse bir hesaplaşmaya dönüşür. Mozart’ta insan Tanrı’ya sığınır; Verdi’de ise o sessizlikle yüzleşir. Bir çağa veda Muti’nin Salzburg’la bağı 1971’e, Herbert von Karajan’ın davetine uzanıyor.
Salzburg o akşam yalnız bir esere değil, geçip giden bir çağa da veda ediyor gibiydi. Belki de bu yüzden sessizlikler notalar kadar konuşuyordu. Muti, Requiem’i gösterişli bir “kilise operası”na çevirmedi; Viyana Filarmoni Orkestrası’nın derin tınısını ve Viyana Devlet Operası Korosu’nun gücünü yer yer bir fısıltıya kadar çekti. Çünkü büyük bir şef yalnız sesi değil, iki nota arasındaki sessizliği de yönetir.
Ve tam usta bu esere veda ederken karşı yönden genç bir ses yükseldi: 1995 Bakû doğumlu Maharram Huseynov. Müzik yoluna Azerbaycan’da çıkmış, İtalya’da yetişmiş, La Scala Akademisi’nde büyük Verdi yorumcusu Renato Bruson ile çalışmıştı. Salzburg’daki ilk çıkışında karşısında Muti, arkasında Viyana Filarmoni Orkestrası vardı.
“Rex tremendae”de “Salva me” (Beni esirge, ey Rab) ve “Libera me”si (Beni kurtar, ey Rab) yakarışı öne çıkıyor, “Confutatis”te ölçülü ve karanlık bası duyuluyordu. Bir kuşak sahneden inerken bir başkası ilk büyük adımını atıyordu. Muti “Beni kurtar” yakarışını son kez yönetirken onu bundan sonra taşıyacak sesler çoktan salondaydı.
Bakû’da başlayan bir yolun Salzburg’da, tam da bir usta Requiem’e veda ederken Muti ve Viyana Filarmoni Orkestrası’yla kesişmesi, sanatın kimseye ait olmayan, yalnız kuşaktan kuşağa devredilen büyük ve saygın izler bırakan bir emanet olduğunu bir kez daha anımsattı.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika