Prof. Dr. Hasan Sınar, iktidar içi kliklerin rekabetinin tırmandığını belirtti
Ceza hukukçusu Prof. Dr.
Ceza hukukçusu Prof. Dr.

AK Parti’lilere yönelik soruşturmalar post Erdoğan dönemine hazırlık olarak ortaya çıkan klikler içi mücadelenin yansıması. Birilerini feda etmeye başladılar. Biri ötekinin adamını avlayacak, diğeri onun adamını ifşa edecek. AK Parti’de kaynayan kazanı operasyonlarla göreceğiz.
Operasyonlardan medet umanlar, “İktidar çatırdıyor, çöküyor” anlamı çıkaranlar, fena halde yanılır. Bu onların içlerindeki kavga. Bu kavga zayıfladıkları, iktidarı bırakacakları anlamına gelmiyor. Devletin bütün imkanlarını halen ellerinde tutuyorlar ve bırakmayı asla istemiyorlar.
Ceza hukukçusu Prof Dr Hasan Sınar Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
- Adli tatil başlamadan hemen önce Yargıtay’a gönderilen butlan dosyası için karar bekleniyor. Nedir öngörünüz?
Mutlak butlan dosyası tümüyle hukuka aykırı bir süreçtir. Siyasi bir dava olduğu için bundan sonra nasıl nihayete ereceği yine siyasi ajanda ile belirlenecek. Eğer ana muhalefet partisine mutlak butlan yoluyla atananlar, siyaseten faydalı olarak görülürler ise bu süreç devam eder ama “faydasız” hale geldikleri kanaati oluşursa da iptal edilebilir. Ne yazık ki ben günümüz Türkiye’sinde yüksek yargı organları da dahil olmak üzere siyasi nitelikli davalarda yalnızca hukuki teamüllere uygun karar verildiğine olan inancımı çoktan yitirdim.
- Butlan kararından kısa süre sonra Yeni Parti kuruldu. Siyasi bir çıkmaz yaşanması için Yargıtay’da kararın bozulabileceği yorumları da yapılıyor, katılır mısınız ki siz de siyaseten hareket edileceğini ifade ettiniz?


Tüm bu şayia ve dedikodular sürecin hukuki yürütülmediğinin kanıtı. Birçok kişi Yeni Parti’nin boşa çıkması için bu seçeneğin kullanılabileceğini düşünüyor ama yargı mercilerinin böyle bir işlevi olamaz. Yargı mercileri, dışarıya gözünü kapatır, önüne gelen hukuki uyuşmazlıkta kanunu, içtihadı göz önüne alarak vicdani kanaatine uygun bir karar tesis eder. Ancak Türkiye’de bu iş tam tersi şekilde oluyor. Dolayısıyla ben burada mevcut siyasi iktidar açısından neyin işlevsel olacağına göre bir karar çıkacağını düşünüyorum. Bu itibarla, Yeni Parti’nin artık bu davada Yargıtay’ın ne yönde karar vereceğini zerre umursamadan, kendi belirlemiş olduğu yol haritasına uygun şekilde, genel seçime kadar özgüvenle ilerlemesi gerekiyor.
- Daha önce yapılan çok fazla sayıdaki suç duyurusuna karşın harekete geçilmeyen eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili oğlu ve gelini üzerinden soruşturma başlatıldı ve Gökçek ifade verdi. Yıllar sonra neden bugün?
Gerçekten eski bir belediye başkanı olarak Melih Gökçek, davet üzerine geldi ve ifade verdi. Savcılık makamının özellikle seçilmiş siyasetçilerle ilgili yapılan bir soruşturmada, hukukun gereklerine uygun hareket edilmesi noktasında, böyle bir anda aydınlanma yaşamasına sevindim. Keşke hep böyle olsa. Çünkü biz son bir buçuk yıldır seçilmiş belediye başkanlarının evlerine şafak vakti operasyon yapılmasına alıştık ama demek ki böyle olmak zorunda değilmiş. Kanunda öngörülen usule uygun olarak belediye başkanları çağrı kağıdıyla da davet edilebiliyormuş.
Gökçek 2017’de görev süresi henüz bitmeden önce cumhurbaşkanı tarafından görevden istifa ettirildi, ama o dönem bu bile sorgulanmadı. Mansur Yavaş belediye başkanı olduktan sonra Gökçek dönemiyle ilgili çok fazla sayıda dosyayı yargıya taşıdı ancak bunların çoğuyla ilgili takipsizlik kararı verildi. Ama yıllar sonra ne olduysa, 2026 yılında birden Gökçek için düğmeye basıldı. Diğer örnekler gibi, bu gelişmeyi de hukukla izah edebilmek mümkün değil ne yazık ki.
- Özellikle Gökçek için harekete geçilmesiyle muhalefete yönelik yapılan operasyonlara meşruiyet sağlandığı dillendiriliyor...
Mesele kişi bazında ele alındığında yanlış bir noktaya gideriz. Şu an Gökçek’le ilgili soruşturma başlatılması büyük coşkuyla karşılanıyor. Böyle olmaz, bu süreçler duygusallıkla yürütülmez. Gökçek’le ilgili “İmamoğlu’nu tutuklayan aynı yargı değil mi, Gökçek de tutuklansın” denirse, yakın dönemdeki tüm benzer hukuka aykırı uygulamaların da meşruiyet kazanması riski doğar. Lütfen herkes kendine gelsin. Bizim duruşumuz rövanşist duygusallığa değil, hukukun gereği olan, bilimsel akla ve rasyonaliteye dayanmalıdır. Bu nedenle, kim olduğu farketmeksizin 86 milyon yurttaşımızın tamamı için, anayasal temel hak ve özgürlükleri savunmalıyız. Bu ülkede, tüm soruşturmalar Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) öngörülen ilkelere uygun yürütülmeli ve hukuk herkese eşit şekilde uygulanmalıdır.
Tabii ki, temel olarak toplumsal muhalefeti kastediyorum. Aslında bugün gelinen noktada, iktidar yanlılarında da büyük bir korku var. Çünkü bu yeni başlamadı. Önce Mehmet Akif Ersoy, sonra Rasim Ozan Kütahyalı ve en son Cem Küçük, bunları hepsi iktidara yakın isimlerdi ancak “tutuklama” pratiğinin hedefi olmaktan kurtulamadılar. Şimdi bu isimlerle aynı frekanstaki bütün iktidar yanlısı olan yorumcularda “sıra bize gelir mi” endişesi var. Hukuka aykırı düzen inşa edildikten sonra, bu hukuka aykırı düzenin bumerang gibi dönüp kimi vuracağı belli olmaz.
- Gökçek soruşturmasıyla ilgili gelecek seçimde Mansur Yavaş’ın adaylığının önüne geçmek için zemin hazırlandığına yönelik yorumlar da var, katılır mısınız?
Bunu gerçekçi bulmuyorum. Çünkü mevcut siyasal iktidarın bugüne kadar yargı yoluyla yürüttüğü iktidarını tahkim etme stratejisinde, Mansur Yavaş veya bir başkası için en ufak bir çekince içerisinde olacaklarını sanmam. İktidarlarının devamı için gerekli olduğunu düşündüklerini hiç çekinmeden yaparlar. Bu nedenle, böyle bir meşruiyet kılıfı hazırlama ihtiyacında da, zorunda da değiller.
- Eski İçişleri Bakanı İdnis Naim Şahin de yargının gündeminde. İfade verdi ve hakkında yurtdışı çıkış yasağı kondu. İlk kez bir AKP’li bakanın yargılandığını görüyoruz. Öte yandan son Başbakan Binali Yıldırım’ın da adı konuşuluyor. AKP’liler de sıranın kendilerine geleceğini düşünüyor mu?
Gökçek ve Şahin için sürecin hukuka uygun yürütülmesinden memnunum. Siyasetçileri konu alan tüm diğer soruşturmalarda da aynı hassasiyetin gösterilmesini temenni ediyorum. Siyasi okumam ise şöyle: Sayın cumhurbaşkanının, tüm siyasi yaşamında, henüz İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı dahi olmadan önce yaşanan bir olaydan derin şekilde etkilendiğini düşünüyorum. Bu olay, 1993 yılındaki İSKİ skandalı. Hatırlayacaksınız, bu skandal patladığında gazetelerde, televizyonlarda aylarca gündem oldu, hatta bu skandalı konu alan iki ayrı dizi film dahi çekildi. Tam 1994 yerel seçimleri öncesindeki bu olay, o dönem İBB’yi elinde bulunduran SHP’ye büyük zarar verdi ve seçimlerin kaybedilmesine neden oldu. Erdoğan buradan çok temel bir ders çıkardı ve bir prensip ortaya çıktı. Bakın çeyrek yüzyıla yaklaşan AK Parti iktidarında biz hep, tek bir temel prensip gördük, konu ne olursa olsun, AK Parti’yle ilgili hiçbir yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet iddiası asla kabul edilmeyecek ve kesinlikle savunmaya geçilmeyecek. 17/25 Aralık yolsuzluk iddiaları sürecindeki bakanları anımsayın, çok ağır iddialar olmasına rağmen, hiçbiri AK Parti’de, İSKİ skandalının SHP’de yarattığı tahribatı yaratamadı. Çünkü tüm iddialar şiddetle reddedildi, disiplinli olarak sonuna kadar inkar politikası uygulandı.
Bugün yeni bir aşamaya gelindiği görülüyor. Benim okumama göre, AK Parti’li bazı isimlere yönelik son dönemdeki soruşturmalar, 25 yıllık iktidar sürecinde biriken, iktidar içindeki kliklerin mücadelesinin saklanamaz hale gelmesidir. Bunlar Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaşının da konumunun da bir noktaya gelmiş olması ve ondan sonraki süreci tasarlamaya yönelik satranç hamleleri. Post Erdoğan dönemine ilişkin olarak iktidar içi klikler tarafından atılan adımlar. Biz bunun örneğini Mehmet Akif Ersoy’da gördük. Ersoy’un yakın olduğu klik, diğer bir klik tarafından operasyona uğradı. Aynısı Gökçek için de geçerli.
Hasan Sınar, AK Parti’ye yönelik son soruşturmaların iktidarın zayıflamasından çok, Erdoğan sonrası dönemi şekillendirmeye çalışan klikler arasındaki mücadelenin görünür hale gelmesi olduğunu söyledi. Sınar, mutlak butlan sürecinin ve benzer davaların hukuki ölçütlerden ziyade siyasi değerlendirmelerle yürütüldüğünü savunarak, soruşturmaların herkes için eşit hukuk ilkelerine uygun yapılması gerektiğini vurguladı.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika