Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Hepimiz neredeyse ilk sarı öküzü ayılara verdikten sonra köyde verecek öküz kalmayınca aklı başına gelen köylülere döndük.
“Demokraside çare tükenmez” diyen merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’ e kulak vermenin tam zamanı. Çareyi yine elimizde birkaç kırıntısından başka bir şey kalmamış olan “demokrasi” içinde arayacağız. O bağlamda ilk örnek olarak aklıma Türkiye’de “vahşi kapitalizmin en acımasız örneği olarak zihinlerde yer eden” Uzanların yaşadıkları geliyor aklıma.
Hikâyedeki “sarı öküz” Uzanların meşru olmayan eylem ve faaliyetlerine tamamen hukuka uygun yollardan giderek engel olma yerine, “kestirme” birtakım yol ve metotlar kullanılarak canını yurtdışına atmaktan başka seçenekleri kalmadığı zaman da uyanamadık. Oysa onların başına gelen “keyfi uygulamalar” giderek herkesin nelerle karşılaşacağını hepimize gösterecek kadar açıktı.
Uzanlar örneği iktidar gücünün istenince nasıl acımasızca kullanılabileceğinin bir ön kanıtıydı. Ama aile o kadar antipati yaratmıştı ki ister “ana” ister “yavru” densin muhalefet partilerinin hiçbiri, olan bitene itiraz etmemişti. Hikâyenin kalan bölümüne gelince... Ben şahsen diyorum ki: Bu konuyu sadece Uzan ailesinin yaşadıklarıyla açıklamaya kalkmak çok yetersiz olur.
Çünkü daha çuvallar dolusu örnek var: AKP’nin bu devleti çürüteceği daha hiçbir icraata başlamadan devletin tüm kurumlarındaki teftiş kurullarını lağvetmesinden anlaşılmıyor muydu?
Son birkaç haftadır kamuoyunun tartıştığı ve iyi niyetli küçük yatırımcıların çırılçıplak bırakılırcasına soyulduğu “fon krizi” skandalı devletin elindeki en hassas bilgilerin denetimsizlik yüzünden onun bunun elinde kalınca ne büyük bir soyguna yol açtığı ortaya çıkmadı mı? AKP iktidarı teftiş kurullarını lağvederken “Sayıştay var.
O devlet adına en geniş ve etkin denetim kurumu olarak tüm kamu kurumlarını denetleme yetkisine sahip değil mi?” diyenlerin Sayıştay raporlarını nasıl hiçe saydıklarını ana muhalefet partisi ortaya çıkardığı zaman iktidarın bunları ciddiye aldığına dair tek bir örnek gösterdiğine tanık oldunuz mu? Kısaca “perşembenin gelişi çarşambadan belli” değil miydi?
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika