Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Haberlerimizi Google’da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun. Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin * Nasılsın Özge, nasıl gidiyor hayat? - İyiyim, şu an her şey çok güzel ama bir tık da yoğun geçiyor. Benim hayatımın formatı bu olabilir. Ben hep “6 ay çok yoğun geçireyim ama sonraki 6 ay bana kimse dokunmasın” derim. Tam olarak da hayatım şu an öyle ilerliyor.
* Bunu organize edebiliyor olman da aslında büyük şans, öyle değil mi? - Bazı insanlar kaosa çok alışkındır. O kaosu, krizli ve yoğun ortamları yönetebilirler. Ben de onlardan biriyim. Sakin ilerleyen durumlar bana çok uygun olmuyor mesela. Ben her şeyi arka arkaya yapıp bitireyim istiyorum. * Nasıl bir kaostan bahsediyoruz burada? - Yoğunluktan bahsediyorum aslında. Başka birisinin “Nasıl yapacaksın?”
dediği her şey benim normalim aslında. 3 gün çalışıp 2 gün mola verme fikri bana çok cazip gelmiyor. Yapılması gereken her şeyi yapalım, sonra kafam rahat şekilde dinleneyim istiyorum. Yani beynimde açık sekme kalmasından hoşlanmıyorum. * Olumsuzluğu nasıl yönetiyorsun? - Olumsuzluk hayatımda nadir karşılaştığım bir durum değil. Bence bunların hepsi tecrübeyle alakalı.
Her gün, her saniye olumsuzluklarla karşılaşıyorsun. Hayat zaten düz bir çizgi değil, keşke olsa. Sürekli bir iniş çıkış; iyi günler, kötü günler, çok iyi günler, çok kötü günler... Bunu en baştan kabul etmek lazım. Her şey önümüze yığılacak. Savaşabildiğimiz kadarıyla savaşacağız. Savaşamadığımız dönemlerde belki bir süre pes edeceğiz, sonra yeniden ayağa kalkacağız.
Fotoğraflar: Mert GÜNERKAOTİK BİR ORTAMDA BÜYÜDÜM* Bu bilince hayatının hangi döneminde ulaşabildin? - Bence bu yetişme tarzıyla alakalı. Bir tık kaotik bir ortamda büyüdüm. Öyle bir kas gelişti sanırım. Yani bu benim normalim haline geldi. Ben hayata karşı dayanıklıyım. * Kaotik derken nasıl bir ortam? - Kaotik derken huzursuz bir ortamdan bahsetmiyorum. Yüksek bir aileydik her konuda.
Maddi-manevi krizler çok normaldi. Bunlar benim de o yaşlardan itibaren normalim oldu. O yüzden sağlık haricindeki olaylar herhalde beni bir gün ağlatır, sonra toparlanıp devam ederim. Özge Gürel, “Medeni Haller” filminde Gökhan Alkan ile başrolde. AYLİN, KENDİNİ SABOTE EDEN BİR KADIN* “Medeni Haller” 9 Ekim’de vizyonda... Seni çeken ne oldu bu projede? - Aylin karakteri çekti tabii ki.
Sevgili Selçuk Aydemir’le çalışıyor olabilmek de keza öyle. “Medeni Haller” çok kadın gözüyle yazılmış bir hikâye. Aslında kendimize itiraf edemediklerimiz, kendimize karşı olan manipülasyonlarımız, Aylin’de var. Aylin gerçekten sevilmeyeceğine ikna olduğu noktada, “Ben zaten sevilmek istemiyorum” fikrine geçmiş bir karakter. Kendini çok güzel sabote edebiliyor. Sevilebileceğine inanmıyor.
“Ben zaten sevgi istemiyorum, hayatta biriyle yol yürümek istemiyorum” fikrine kendini inandırmış. Bir boşanma avukatı olduğu için mesleği de çok fazla malzeme veriyor eline. Zaten ilişkilerin en kötü versiyonlarını, muhteşem aşkların dönüştüğü süreçleri, son hallerini görebildiği bir mesleği var. O yüzden kendini kandırma noktasında altyapısı sağlam. * Özge’de ne kadar Aylin var?
- Aylin, çoğu kadında olan bir duruma sahip. Hepimiz kendimizi manipüle ediyoruz. Üzülmekten korkuyoruz. Bu duygu aslında harekete geçeceğimiz birçok noktada bizi alıkoyuyor. Çok güçlü gördüğümüz insanlar bile aşkta da, işte de “başarısız olacağım”, “sevilmeyeceğim”, “bana gülerler, benimle dalga geçerler” korkusuyla kendini durduruyor. O yüzden Aylin bana yabancı değil, muhtemelen sana da yabancı değildir.
Çünkü hepimiz bir noktada kendimize bu kötülüğü yapıyoruz. SERKAN’IN SAKİNLİĞİ GÜVENDE HİSSETTİRİYOR* Zıt kutupların birbirini çektiği bir aşk hikâyesi izleyeceğiz. Sence de zıt kutuplar aşkta birbirini çeker mi? - Evet, tabii ki çeker. Ama zıt kutuplar dediğimiz kutuplar hangi kutuplar? Karakter olarak farklılıkları ben çok takdir ediyorum. Bence ilişkide tam ihtiyacımız olan şey bu. Hiçbirimiz kusursuz değiliz.
Bende eksik olan bir şey karşımdakinde vardır. Benim yanlış öğrendiğim şeyi o doğru öğrenmiştir. Korkudan kendimi sınırladığım bir noktada o çok daha cesurdur. Bu tarz zıtlıklara bayılıyorum. Zıtlıkların çiftlere çok şey kattığını düşünüyorum. Tamamlanıyorsun aslında. Ama iş toksik bir yere gittiğinde, hayata bakış açısı noktasında çok ciddi farklılıklar olduğunda, o zıt kutuplar birbirini çekmiyor.
Önemli olan etik konularda, çok geniş pencerede aynı noktaya bakabilmek. * Eşin Serkan Çayoğlu ile hangi konularda ayrışıp, hangi konularda birbirinizi tamamlıyorsunuz? - Serkan çok öngörülüdür. İnsan sarrafıdır, çok sakin ve tutarlı bir karakterdir. Örnek alınası biridir. Ben daha dürtüsel bir karakterim. Anlık sinirlenirim, anlık sevinirim, anlık üzülürüm ve küçük detaylarda süreci çok yönetemem.
Oralarda kendimi kaybetmeye bir tık daha meyilliyim. Ayaklarım yere basmaz. Ama mesela Serkan’ın o konulardaki sakinliği bana kendimi müthiş güvende hissettiriyor. Hayatın tadını çıkarırken, insan ilişkilerinde dürtüselliğimi de seviyorum. Ama dürtüsellik beni yanlış bir yere götürmeye meylettiğinde, birinin beni doğru çekmesi bana kendimi çok güvende hissettiriyor.
Fikir ayrılığı, görüş ayrılığı gibi hissettirmiyor bize bunlar; daha çok heyecanlı geliyor, iyi hissettiriyor. İLİŞKİ DEDİĞİN ŞEY KÖTÜ HUYLARINI DA SEVMEKTİR* Filmde aşk, evlilik ve boşanma süreçlerini göreceğiz. Senin günümüzdeki ilişki anlayışına bakış açın nasıl? - Sanırım tahammülle ilgili bir sıkıntı var. İnsanların birbirinin hikâyesine tahammülü yok.
İlişki dediğimiz şey aslında karşı tarafın hikâyesine âşık olmaktır. Çünkü o hikâye, karşımızdaki insanı yaratan hikâyedir. Ben sürecin zamana yayılmasını, flört döneminin uzatılmasını çok seviyorum. Çünkü o aslında birbirimizin hikâyelerini öğreneceğimiz nokta. İnsanlara şans vermek, ilişkiye şans vermek sanırım artık çok istenen bir durum değil. Ama ilişki bir süreç arkadaşlar.
İlişki dediğimiz şey, biraz birbirine tahammül etmek, biraz törpülenmek, biraz birbirini çok sevmek. Bunların hepsinin bir oluşumudur. Bazen kötü huylarını da sevmektir, kabullenmektir. Her şeyini değiştirip kafandaki insanı yaratmak değildir. Herkesin ilişkisi biricik. Biri çiçek aldı diye dünyanın en iyi sevgilisi olmuyor. Başkası da özel günleri unuttu diye dünyanın en kötü sevgilisi olmuyor.
Yani şimdi parametreler birbirine girmiş durumda. Mesela ben özel günleri hiç umursamam. YILDÖNÜMÜMÜZÜ YANLIŞ GÜNDE KUTLAMIŞIZ! * Yıldönümü falan kutlamaz mısın? - Yani kutluyoruz ama mesela bu yıl yanlış günde kutlamışız! (Gülüyor)* Gerçekten mi? - Ablamla telefonla konuşuyorduk, “Biz de dün evlilik yıldönümümüzü kutladık” falan dedim. “Aa oldu mu 14’ü” dedi. Öyle deyince bir gün önce kutladığımızı anladık.
Ne önemi var yani? Bunlar benim için de bir parametre değil. Sevgilimin bana çiçek alması da bir parametre değil. Benim kıstaslarım bambaşka. * Neler mesela? - Gece uyurken üstümü örtmesi bana daha önemli geliyor. İşten eve koşarak geldiğini bilmek de öyle... Zaten hayatlarımız yorucu. Bunların arasında evlilik yıldönümümüzü unutmuş olması çok da önemli değil. Zaten ikimiz aynı anda unutmuşuz.
Kaynak: Hürriyet