Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Haberlerimizi Google’da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun. Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin Bir pazar sabahı izin gününde yeni işinin çekildiği oto tamircisinde buluşmak üzere sözleşiyoruz Nurgül Yeşilçay’la. “Christopher Nolan filmini satmak için bir kanalda yemek tarifi veriyorsa bu dünyada PR yapmak zorundasınız. Bizde en yanlış şey tanıtımı küçük görmek.
İşte böyle röportaj vereceksek vereceğiz” diyor. Etraftaki motor yağlarına aldırmadan giyiniyor, poz veriyor. Her zamanki gibi çok güzel ve dobra. Kendimize birer çay koyup başlıyoruz muhabbete... ◊ Bir süre önce Kuşadası, Çınar Köyü’ne yerleştin... Bir de adres vereyim istersen Hakan ama orası değil... ◊ Yapay zekâ öyle diyor... Demek yapay zekâya her zaman güvenmeyeceksin. Kuşadası da değil.
◊ O zaman bir köye yerleştin diyelim... Oraya gitme sebebin İstanbul’dan kaçış mıydı yoksa yeni bir başlangıç yapmak mıydı? Aslında İstanbul’un kaos halini, bu kalabalığı, Boğaz’ı seviyorum. Ama bana batmaya başlayan yanı her şeyin ambalajlanmış bir şekilde sunulmasıydı. ◊ Nasıl yani? Hiçbir şeyin artık özü yok. Her şey büyük büyük sunuluyor. Kimse, hatta yediklerin bile kendisi gibi değil.
Mesela enginar yesen de patlıcan yesen de aynı tat... Artık insanlar da aynı tat. Ben biraz kaçtım gibi. Yani İstanbul’un bu yapaylığı beni çok yordu, o yapaylıktan en doğalına gideyim dedim. ◊ Bu kaçış sana nasıl geldi? Çok iyi geldi. Çok basit bir şey söyleyeceğim; renkleri bile tekrar sevmeye başladım. Renkli giyinmeyi artık seviyorum, tekrar renk düşünmeye başladım. İnanılmaz bir şey.
İnsanın hobilerine zaman ayırması gerekiyormuş. Marangozluktan resme, istediğim her şeyi yapıyorum. Arkadaşların, eşin dostun geliyor. Sohbet, muhabbet... Sonra şunu da düşünüyorum; metropolde yaşamanın bence bedelleri var. ◊ Ne gibi? Öyle kolay kolay herkes yaşayamaz kardeşim. Yeni açılan yerlere, tiyatroya, sanat fuarlarına gideceksin.
Bunları konuşacaksın, eğer bunları konuşmuyorsan metropolde yaşamanın bir manası yok. Sen metropolde köy gibi yaşayamazsın. İstanbul’da da merkeze yakın yaşamak lazım. Bu Londra ya da New York için de böyle. O yüzden bunu yapabilen metropolde kalmalı. ◊ Hiç “Bu da ne artık, yapamayacağım” demedin mi? Hiç demedim. Şimdi sette bir gün boşum oluyor, koştur koştur köye gidiyorum. ‘HER ŞEY DOĞALINDA...’
◊ Peki, orada zaman geçirirken şehirde yaşayanlara baktığında ne görüyorsun? Hâlâ çok yapay geliyor. Ezberlenmiş cümleler, doğalında akan bir durum yok. Ama orada her şey doğalında akıyor. ◊ Orada bir yandan sosyal medyaya sardın... Aslında daha önceden sarmıştım, oraya gidince daha da arttı. Sosyal medyaya bayılıyorum, bunu niye kimse anlamıyor.
◊ Ambalajlardan rahatsız oluyorsun, insanların kendilerini en ambalajladıkları yer orası değil mi? Benim hiç ambalajlamadığım tek yer de orası. Yıllardır magazin bir yerden çıkarken sokakta soru soruyor. Onu istediği gibi kesip biçip şekillendirebiliyor... Ama sosyal medya öyle bir şey değil ki. Senin kendi televizyonun var, hiçbir aracı yok. Nasılsan öyle. O yüzden Anthony Hopkins de orada göbek atıyor. Bayılıyorum.
◊ Normalde birçok oyuncu orada en iyi ve cool halleriyle pozlar paylaşıyor ama sen kendinle dalga geçiyorsun, filtresizsin. O rahatlık hangi noktada geldi? Ben her zaman kendimle dalga geçiyorum. 10-15 yıldır o rahatlık gelmişti ama bunu gösterecek mecra bulamıyordum. Bir de genelde hep dram işler oynadım, ‘Ben böyle drama queen (drama kraliçesi) biri değilim’ diyemiyordum. Bu yanlarımı sosyal medyada gösterebildim.
◊ Traktör de kullanıyorsun, toprak da ekiyorsun. Hiç imajımı yerle bir mi ettim diye düşünmüyor musun? Hayır, tek bir imaj olmak zorunda değil, bir sürü imaj var. Yani halkın sevdiği tek bir doğru da yok. Biz sanıyoruz ki tek bir imaj var ve tek doğru var. ‘ROL İÇİN GÜZEL AMA BEN BEYAZLARI BIRAKMAM, BOYATIRIM’ ◊ Yeni projene gelelim... Nasıl bir karakter Ömür? ‘Ömür Usta’ dizimizin ismi. Ömür bir kadın tamirci.
Bayağı araba tamir ediyor, elinden aslında birçok tamir işi geliyor. Bazen insanın şımarıklık yapacak hali yoktur ya, depresyona bile giremezsin. Vaktin yoktur. Elâlem çatır çatır depresyona girer, panik atak olur. Sen olamazsın, lükstür bunlar. Bizim kadınımız için de bunlar lüks, o ekmek derdinde. Tamirci dükkânı kocasından kalmış ve bunu yapmaktan başka çıkışım yok demiş, öğrenmiş.
Adam da onu kız kardeşiyle aldatmış. Ama işte bu kadar şey olurken aşkı unutmaması da hikâyede var. Bu işi kadına, erkeğin bakış açısıyla değil, çok kadın bir yerden baktığı için seviyorum. Ve sonunda bir umut da var. Yani kadın bu durumdan çıkacak ama en güzeli bir erkek sayesinde değil. ◊ Seni çeken de o mu oldu? Evet, ben umut verme durumunu seviyorum.
Yapım şirketinin Ay Yapım olması, yönetmenin Hilal Saral olması beni çekti. Hilal’le çalışmayı çok istiyordum. Senaryoyu da gerçekten çok beğendim. ◊ ‘Saçlarım bozulmasın, en iyi şekilde görüneyim’ diyen oyuncular varken, sen dizide yağlar içinde, saçlarında beyazlarla oynuyorsun. Bunu özellikle mi istedin? Evet. Hilal’le saçları beyaz bırakalım, sıfır makyaj olsun diye konuştuk.
O zamana kadar makyajsız nasıl görüneceğimi, saçımın ne kadar beyazladığını bilmiyordum açıkçası. Hep saçlarımı boyamıştım. ◊ Ne kadar süredir boyamıyorsun? Sekiz aydır. ◊ Memnun musun bu halinden? Değilim, rol için güzel ama ben beyazları bırakır mıyım? Henüz bırakmam, boyatırım. ◊ Gerçekten araba tamirini, aletleri falan öğrendin mi? Gerçek usta kadınlarla ve erkeklerle görüşüp çalıştım.
Şu an bir araba lastiğini tamir ederim. Mesela bir lastik değiştirme sahnesi vardı. ‘Krikoyu alır, stepneyi takar’ yazıyordu, “Ben yapamayacağım galiba” dedim. Ama kriko dediğin neymiş biliyor musun? Arabayı yukarı kaldırıyor, stepne de yedek lastik. Vidaları söküyorsun. Lastiği çıkarıyorsun, yeni lastik takıyorsun. Bu kadarmış. Ama o isimlerle çok zor görünüyor.
◊ Geçenlerde evinin kapısını boyayıp seramik kapı kolu yaptığın bir video paylaştın. Onları gerçekten sen mi yapıyorsun, yoksa kurgu mu? Kurgu falan yok, vallahi çarpılırsın. Eğer reenkarnasyon varsa kesin önceki hayatımda boyacıydım. ◊ Birçok iş varken neden sizinkini izleyelim? Kadınların çok hoşuna gideceğini düşünüyorum. Hilal çok gerçek bir dünya ortaya çıkardı. Karakterler değişik, güzel.
Oyuncular, gençlerimiz çok iyi. ‘BEN HÂLÂ İYİ OYNAMAK SATIYOR DİYORUM’ ◊ Ambalajlamaktan bahsettik. Sence günümüzde oyunculuk mu yoksa iyi ambalajlanmış bir imaj mı daha çok karşılık görüyor? Ben bu noktada halka çok güveniyorum. Çünkü bizim halkımız dizileri yalayıp yuttu, çok profesyonel oldu, onlara öyle her şeyi yutturamazsın. Ve oyunculukla çok ilgileniyor, çok iyi biliyorlar.
Bazen sadece oyunculuğa değil, bir karakterin hikâyenin içindeki durumuna bakıp iyi bulurlarsa onu da kabul ediyorlar. Bu onları daha da profesyonelleştiriyor. ◊ Yani hangisi daha çok satıyor, ambalajlanmak mı, iyi oynamak mı? Ben hâlâ iyi oynamak satıyor diyorum. Sadece çıkış için bir şeyleri ambalajlamak olabilir. Ama bak bir şey daha var... ◊ Nedir? Bir iş için PR (halkla ilişkiler) yapılacak.
Kaynak: Hürriyet