Arturo Sandoval: Merakınızı kaybettiğinizde yaşlanmaya başlarsınız
Kübalı trompetçi Arturo Sandoval, müziğe ilgisi nedeniyle hapis yatmasını, 1990’da ülkesinden ayrılışını ve Dizzy Gillespie’nin desteğini anlattı. 10 Grammy sahibi sanatçı, 36.
Kübalı trompetçi Arturo Sandoval, müziğe ilgisi nedeniyle hapis yatmasını, 1990’da ülkesinden ayrılışını ve Dizzy Gillespie’nin desteğini anlattı. 10 Grammy sahibi sanatçı, 36.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun. Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin Caz dünyasında bazı müzisyenler yalnızca iyi birer icracı değil, enstrümana yeni bir soluk getiren isimler olarak da tanınıyor. Efsanevi trompetçi Arturo Sandoval onlardan biri.
Afro-Küba müziğini cazla buluşturan Kübalı sanatçı, özellikle trompetle ulaştığı olağanüstü tiz sesler, güçlü tekniği ve kendine özgü üslubuyla dünya çapında tanınıyor. Modern cazın efsanevi isimlerinden, Amerikalı trompetçi ve besteci Dizzy Gillespie’nin öğrencisi olan Sandoval, 10 Grammy kazandı, Frank Sinatra’dan Stevie Wonder’a, Celia Cruz’dan Alicia Keys’e pek çok önemli isimle çalıştı.



76 yaşındaki Sandoval konserler vermeye, beste yapmaya ve trompet çalışmaya devam ediyor. 36. Akbank Caz Festivali kapsamında 8 Ekim’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde konser verecek sanatçıyla müzikle geçen yarım yüzyılı aşkın kariyerini, Dizzy Gillespie’nin hayatındaki yerini, Küba’dan ayrılışını ve özgürlükle kurduğu bağı konuştuk.
◊ Trompeti ‘acımasız bir enstrüman’ olarak tanımlıyor, “Her gün çalışmazsanız bedelini size ödetir” diyorsunuz. Hâlâ her gün çalışıyor musunuz? Kesinlikle. Trompet kaç yaşında olduğunuzla ya da kaç Grammy kazandığınızla ilgilenmez. Trompetin merhameti yoktur. Çalışmazsanız bedelini ödersiniz. Dudaklarınız, nefesiniz, kaslarınız, koordinasyonunuz, hepsinin birlikte çalışması gerekir.
Trompeti bir hafta kutusunda bırakıp sonra çıkardığınızda size “Tekrar hoşgeldiniz maestro” demez. “Nerelerdeydin sen” der. Mümkün olan her gün çalışıyorum. Bunca yıldır hâlâ trompet öğrencisiyim. ‘Başka bir evren gibi’◊ Charlie Parker ve Dizzy Gillespie’yi ilk kez dinlemenin müziğe bakışınızı tamamen değiştirdiğini anlatıyorsunuz. Bugün 20 yaşında olsaydınız sizce hangi müzik sizde aynı etkiyi yaratabilirdi?
Onları ilk kez dinlediğimde sanki biri başka bir evrenin kapısını açmıştı. Daha önce hiç duymadığım bir özgünlük, ritim ve hayal gücüyle karşılaştım. Aklımı başımdan aldı. Bugün 20 yaşında olsaydım beni etkileyen şey yine özgünlük olurdu. Bana “Bir dakika, bu ne” dedirten bir şey... Bugün gençler neredeyse kaydedilmiş bütün müziklere ulaşabiliyor. Bu büyük bir ayrıcalık ama şaşırmayı zorlaştırıyor.
Ben gençken bir Charlie Parker plağı bulmak altın bulmak gibiydi. Benim için yalnızca iki tür müzik vardır: İyi müzik ve kötü müzik. Her şeyi bildiğinize asla inanmayın. Merak etmeyi bıraktığınız an yaşlanmaya başlarsınız. ◊ Kariyeriniz birçok ödülle dolu. Bugün sizi bir ödül mü, yoksa sahnede çaldığınız çok iyi bir solo mu daha fazla heyecanlandırıyor? Ödüller... Küba’da çok yoksul, küçük bir kasabada büyüdüm.
Böyle şeyleri hayal bile edemezdim. Ama ödül almakla müzik yapmak arasında fark var. Ödül geçmişte yaptıklarınız nedeniyle size verilir. Sahnedeki harika bir geceyse tam o anda yaşanır. Bir anda daha önce çalacağınızı bilmediğiniz bir şeyi çalarsınız. O duygunun yerini hiçbir şey tutamaz. Caz size her gece beş saniye önce var olmayan bir şeyi yaratma şansı verir.
◊ Küba’daki zorunlu askerlik döneminizde gizlice caz dinlediğiniz için 3,5 ay hapis yattınız. Bunun sizde nasıl bir izi kaldı? Beni sonsuza dek değiştirdi. Caz ‘Yankee emperyalizmi’nin müziği olarak görülüyordu. Bir gün kısa dalga radyodan İngilizce bir yayın dinlerken yakalandım, 3,5 ay hapis yattım. Düşünün; hırsızlık yapmıyordum, kimseye zarar vermiyordum, bir suç işlemiyordum. Müzik dinliyordum.
Birisi sizi dinlediğiniz müzik yüzünden hücreye koyduğunda özgürlüğün ne anlama geldiğini çok hızlı öğreniyorsunuz. O günden sonra caz zihnimde özgürlükle özdeşleşti. ◊ 1990’da Küba’dan ayrılıp ABD’ye sığındınız. O günü nasıl hatırlıyorsunuz? Yıllardır ayrılmak istiyordum ama bir ailem vardı. 1990’da Dizzy Gillespie’yle Avrupa turnesindeydim.
Küba hükümeti eşim Marianela ve oğlumuzun da Avrupa’ya çıkmasına izin verdi. Yıllardır beklediğimiz fırsat buydu. Ben İtalya’daydım, onlar Londra’daydı. Gecenin bir yarısı Dizzy’ye gidip harekete geçmem gerektiğini söyledim. Bana yardım etti. Roma’daki Amerikan Büyükelçiliği’ne gidip siyasi sığınma talebinde bulundum. Yanımda trompetim ve çok az eşyam vardı.
İnsanlar bunu bazen heyecanlı bir kaçış hikâyesi gibi anlatıyor ama içinde yaşarken film gibi hissetmiyorsunuz. Dehşete düşmüştük. Ülkemi, ailemi ve arkadaşlarımı geride bıraktım. Ama oğlumun benim sahip olmadığım seçimlere sahip olmasını istiyordum. ◊ Dizzy Gillespie bugün hayatta ve şimdi yanınızda olsaydı ona ne söylerdiniz? Teşekkür ederim. Saatlerce konuşabilirdim ama her şey bu iki kelimeye geliyor.
Dizzy önce kahramanım, sonra akıl hocam, arkadaşım ve neredeyse babam gibi biri oldu. Hayatımızın en tehlikeli anında hiç tereddüt etmeden bize yardım etti. Her çaldığımda müziğin içinde biraz Dizzy vardır. Bana müzik, dostluk ve özgürlük verdi. ‘İnsan pek değişmedi’◊ 1990’dan bugüne... 36 yıl geçmiş kaçışınızın üzerinden. Şimdi bakınca, bugün daha özgür bir dünyada mı yaşıyoruz?
Teknoloji değişti, iletişim değişti, dünya küçüldü. Ama insan doğası pek değişmedi. Hâlâ insanların ne söyleyeceğini, ne dinleyeceğini ve neye inanacağını kontrol etmek isteyen yönetimler, savaşlar ve siyasi tutuklular var. Özgürlüğün zaman ilerledikçe otomatik olarak geliştiğini düşünmemeliyiz. Özgürlüğün korunması gerekir. Ama umutsuz değilim.
Dünyanın dört bir yanında insanların aynı şeyleri istediğini gördüm: Barış, güvenlik ve onurlu bir yaşam. Bunu bana müzik öğretti. Aynı dili konuşmasak da müzikle iletişim kurabiliriz. Bu umut veriyor. ◊ 76 yaşında gençlere vereceğiniz en önemli tavsiye nedir? Bugüne odaklanın. Dün geçti, değiştiremezsiniz. Yarınsa hiç kimse için garanti değil. Ama bugün bir şey yapabilirsiniz. Çalışabilirsiniz.
Birine onu sevdiğinizi söyleyebilirsiniz. Bir şey öğrenebilirsiniz. Birine yardım edebilirsiniz. Meraklı olun. Okuyun. Dinleyin. Soru sorun. İki dakikalık bir video izlediğiniz için her şeyi bildiğinize inanmayın (gülüyor). Emek vermenin yerini hiçbir şey tutmaz. ‘Türk seyircisinin müziğe çok derin bir ilgisi var’◊ İstanbul’a yaklaşık sekiz yıl sonra dönüyorsunuz.
Şehir ve İstanbul seyircisi hakkında ne hatırlıyorsunuz, konserde bizi neler bekliyor? Sıcaklığı hatırlıyorum. Türk seyircisinin müziğe karşı çok derin bir ilgisi var. İstanbul başka hiçbir şehirle karıştıramayacağınız bir yer. Konserde bol enerji, bol ritim ve umarım bolca neşe olacak. Caz, Afro-Küba müziği, doğaçlamalar ve elbette bol bol trompet... Her konser farklıdır.
Caz budur, nereye gideceğimize dair bir fikrimiz vardır ama oraya vardığımızda ne olacağını tam olarak bilmeyiz. Benim amacım basit: İnsanların salondan, içeri girdiklerinden daha iyi hissederek ayrılmalarını istiyorum.
Akbank Caz Festivali kapsamında İstanbul’da vereceği konser öncesi özgürlük, caz ve müzik kariyeri üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Kaynak: Hürriyet

