Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan , partisinin İzmir’de düzenlediği ahde vefa ve anma programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de adalet, ekonomi, eğitim ve kamu yönetimine duyulan güvenin zayıfladığını savunan Arıkan, mevcut sorunların yalnızca kişilerin değişmesiyle çözülemeyeceğini belirterek sistemin işleyişinde değişiklik yapılması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’nin iki temel sorunla karşı karşıya olduğunu dile getiren Arıkan, bunları “güven krizi” ve “ahlak krizi” olarak tanımladı. Adaletten ekonomiye, eğitimden kamu yönetimine kadar birçok alanda güven sorunu yaşandığını öne süren Arıkan, toplumsal güvenin yeniden tesis edilmesi için ahlaklı ve tutarlı bir yönetim anlayışına ihtiyaç olduğunu söyledi.
Arıkan, konuşmasına şu şekilde devam etti: “Güven bir günde kurulmaz. Güven, özüyle sözü bir olmakla ve insanı rakamdan, oydan öte görebilmekle kurulur. Güven, önce ahlakla kurulur. İşte bu nedenle biz siyaseti her şeyden önce bir ahlak meselesi olarak görüyoruz. Ahlak, kendimiz için istediğimizi başkaları için de isteyebilmektir. Ahlak, millete tasarruf tavsiye ederken devletin imkânlarını israf etmemektir.
Ahlak, kendi evladımıza istediğimiz imkânları bu ülkenin bütün evlatları için de isteyebilmektir. Ahlak, yolsuzluğu yapanın partisine değil, yapılan işin kendisine bakabilmektir. Ahlak, rüşveti kendi belediyelerinde de başkasının belediyelerinde de aynı kararlılıkla reddedebilmektir. Ahlak, gazetecinin sorduğu sorudan değil, soruya cevap verememekten rahatsız olmaktır.
Ahlak, bir felaket yaşanmadan tedbir almak, yaşandıktan sonra sorumluluğu başkasına yüklememektir. Değerli misafirler, burada Türkiye’de yaşanan ahlak krizini tek tek anlatmaya kalksak inanın vaktimiz yetmez. Çünkü tezgâh eğriyse o tezgâhtan düzgün ürün çıkmaz. Bu iktidar döneminde yalnızca ekonomik, siyasi ve ahlaki sorunlar üreten değil, aynı zamanda insanı öğüten, insanı dönüştüren bir düzen inşa edilmiştir.
Bu düzenin çarklarına yüksek ideallere sahip bir siyasetçi ya da bürokrat olarak giriyorsunuz. Bir süre sonra sistemin çarkları arasında öğütüldükten sonra fon vurgunlarına, kul hakkına ve kamu hakkına bulaşmış bir insan olarak çıkabiliyorsunuz. Bu düzenin çarklarına toplumun örnek gösterdiği bir gazeteci olarak giriyorsunuz.
Bir süre sonra uyuşturucu kullanan, uyuşturucu partileri düzenleyen bir gazeteci olarak çıkabiliyorsunuz. Bu düzenin çarklarına eğitim sistemine tertemiz bir Anadolu evladı olarak giriyorsunuz. Bir süre sonra öğretmenlerine ve arkadaşlarına silahlı saldırılar düzenleyebilen bir genç olarak çıkabiliyorsunuz. Görüldüğü gibi mesele yalnızca insanların bozulması değildir. Asıl mesele, insanı bozan düzenin kendisidir.
Bu nedenle artık şahısları değiştirmekle, koltuklarda oturan isimleri yenilemekle sorunların çözülemeyeceğini anlamak zorundayız. ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT Çünkü bozuk bir düzeni sağcılar da yönetse, solcular da yönetse, dindarlar da yönetse düzenin işleyişi değişmediği sürece benzer sonuçlar ortaya çıkacaktır. Tek tek bütün insanları düzeltmek mümkün değildir.
Ancak insanı doğru davranmaya yönlendiren, yanlış yapmasını zorlaştıran ve kötülüğe teşebbüs ettiğinde karşısında güçlü bir denetim ve yaptırım mekanizması bulmasını sağlayan adil bir düzen kurmak mümkündür. İşte bu nedenle biz yalnızca insanları değiştirmeyi değil, insanı öğüten bu bozuk düzeni değiştirmeyi teklif ediyoruz. Şunu biliyoruz ki düzen değişmeden hiçbir kötülük ortadan kalkmaz.
Biz yalnızca dürüst siyasetçiler, ahlaklı bürokratlar ve iyi yöneticiler istemiyoruz. Biz, kötü niyetli bir siyasetçinin bile yolsuzluk yapamadığı, bir bürokratın kamu hakkına el uzatamadığı, hiç kimsenin rüşvete, torpile, iltimasa ve haksız servet edinmeye teşebbüs bile edemediği yeni bir düzen teklif ediyoruz. Bu düzenin ana ilkesi, 'önce ahlak ve maneviyat'tır. Çünkü ahlak olmadan düzen kurulmaz.
Kıymetli kardeşlerim, Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, Peygamber Efendimize hitaben 'Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin' buyuruyor. Peygamber Efendimiz de 'Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim' buyuruyor. Bir düşününüz… Risalet’in maksadını anlatırken ahlaka böylesine merkezi bir yer veren Hazreti Peygamber’in ümmeti için ahlak; evde başka, ticarette başka, devlet yönetiminde başka olamaz.
İnsan küçük bir emanete riayet etmekle yükümlüyse milyonların hakkının emanet edildiği makamda bunun sorumluluğu elbette çok daha büyüktür. Şunu unutmayalım: Ahlak olmadan büyüyen güç sadece tehlikeyi büyütür. Güzel ahlakla terbiye edilmiş güç ise hizmete, barışa, merhamete ve nihayet medeniyete dönüşür. Biz istiyoruz ki Türkiye’de yöneticiler, güzel ahlakla terbiye edilmiş enerjiyle milletimize hizmet etsin.
İşte bundan dolayı buradan da ilan etmiş olayım: Allah’ın izniyle kasım ayında siyasi ahlak manifestomuzu kamuoyuyla paylaşacağız. Şunun da altını çizmek istiyorum: Biz sadece Saadet Partisinin ahlaki prensiplerini açıklamayacağız. Türkiye siyasetinde ahlaki bir zemin inşa edecek bir altyapıyı ortaya koyacağız.
Bugün iktidar ya da muhalefet, taraf fark etmeksizin belediye başkanlarının, imar müdürlerinin ve belediye bürokratlarının aldığı rüşvetler gündemde. Görüyoruz ki şehirler afetlerle, belediyeler ise rüşvetle meşgul! Öyle ya, her ilimizde ve beldemizde türlü türlü afetlerle karşı karşıyayız. Rüşvet, bu topraklarda yeni bir şey değil. Eski Türkiye’de rüşvete 'çorba parası' denirdi.
'At bir çorba parası' denirdi; miktarı o kadardı yani. İktidarın yeni Türkiye’sine bakıyoruz: Her kutudan bir daire, her kasadan bir yalı parası çıkıyor. MEHMETÇİĞİMİZİ FİSLİSTİN'E GÖNDERDİK Artık kasalar da yetmiyor; rüşvet paralarını saklamak için ev kiralanıyor arkadaşlar, ev! Nereden nereye! Vatandaş başını sokacak ev bulamıyor, bunlar ise parasını sığdıracak ev arıyor!
Hâlbuki hüküm açık ve net: Rüşvet alan da veren de melundur. Peki, 'Sayın Arıkan, Saadet Partisi iktidara gelince ne olacak?' Huzurlarınızda söz veriyorum: Allah’ın izniyle ilk iş olarak bütün bakanlıkların ve bütün belediyelerin kapısına 'Önce Ahlak ve Maneviyat' tabelasını asacağız. Şimdi birileri çıkıp 'Efendim, muhalefetteyken herkes böyle güzel vaatlerde bulunuyor.
Güzel sözler söylüyor ama iktidar olunca değişiyor' diyebilir. Şunu bir söyleyelim: Bizi sakın diğerleriyle karıştırmayın! Biz tutamayacağımız sözü asla vermeyiz, söz verdiğimizi de mutlaka yaparız. Biz 11 ayda D-8’leri kurduk. Biz 11 ayda Cumhuriyet tarihinin ilk ve tek denk bütçesini yaptık. Biz Meclise Amerikan tezkeresini değil, 'Filistin Tezkeresi'ni getirdik; Mehmetçiğimizi Filistin’e gönderdik.
Biz 25 yıl değil, 25 ay değil, 25 gün bile değil, bir gecede Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yaptık. Yine yaparız, daha iyisini yaparız. Çünkü Millî Görüş bu milletin özüdür, aslıdır, mayasıdır. Çünkü bizler Anadolu’yuz. Çünkü Saadet Partisi, müstekbirlerin değil, mustazafların partisidir. Milletine tepeden bakanların değil, milletin bağrından çıkanların partisidir.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika