Kızıl çalının hikâyesi
Cape Town’un yaklaşık 250 kilometre kuzeyindeki Cederberg Dağları, milyonlarca yılın şekillendirdiği kumtaşı kayalıkları, derin vadileri ve kurak manzarasıyla ülkenin en etkileyici bölgelerinden biri.
Cape Town’un yaklaşık 250 kilometre kuzeyindeki Cederberg Dağları, milyonlarca yılın şekillendirdiği kumtaşı kayalıkları, derin vadileri ve kurak manzarasıyla ülkenin en etkileyici bölgelerinden biri.

Babunların dolaştığı, leoparların iz bıraktığı bu topraklarda ilk bakışta pek de dikkat çekmeyen ince dallı bir çalı yetişiyor. Afrikaans dilinde “kızıl çalı” anlamına gelen “rooibos”.
Dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmeyen bu bitki, bölgenin kendine özgü iklimine ve toprağına bağlı. İğneye benzeyen yaprakları toplandıktan sonra kesiliyor, eziliyor ve oksidasyon sürecinde karakteristik kızıl rengini kazanıyor. Sonra kurutulup çay haline getiriliyor. Rooibos aslında bildiğimiz çay bitkisinden değil, baklagiller ailesinden geliyor.
Doğal olarak kafeinsiz oluşu ve içerdiği antioksidan niteliğindeki polifenoller, son yıllarda sağlıklı yaşam arayışındaki tüketiciler için bitkiyi cazip hale getirdi. Ancak rooibos bitkisinin hikâyesi, modern dünyanın sağlık arayışından çok daha eski. BİR BİTKİNİN BELLEĞİ Güney Afrika’nın en eski halklarından San ve Khoi toplulukları, yabani rooibos çalısını Avrupalı yerleşimcilerden yüzyıllar önce tanıyordu.
Bitkiyi topluyor, kurutuyor ve içecek olarak kullanıyorlardı. Ne var ki 1930’larda ticari üretim başladığında bu kadim bilginin sahipleri ekonomik kazancın dışında kaldı. Apartheid döneminde beyaz çiftçilere sağlanan destekler, rooibos sektöründeki eşitsizliği daha da derinleştirdi.
Rooibos endüstrisi ile San ve Khoi temsilcileri arasında yakın tarihte imzalanan anlaşmayla şirketlerin geleneksel bilginin sahiplerine yıllık katkı payı ödemesi zorunlu hale geldi. Güney Afrika’da sık karşılaştığımız bir çelişki bu: Doğanın zenginliği ile o zenginliğin paylaşımı her zaman doğru orantılı olmuyor.
ŞAMPANYAYLA AYNI KORUMA Rooibos artık yalnızca Güney Afrika sofralarının değil, küresel çay pazarının da önemli bir ürünü. 2021 yılında Avrupa Birliği (AB) tarafından coğrafi kökeni koruma altına alınan ilk Afrika ürünü oldu. Fransa’nın şampanyası, İtalya’nın Gorgonzola peyniri gibi artık “rooibos” adı da coğrafi kökeniyle korunuyor.
Bu koruma, rooibos’un yalnızca bir ticari ürün değil, yetiştiği coğrafyayla özdeşleşmiş bir değer olduğunun da kabulü. Bu statü sayesinde AB pazarlarında yalnızca Güney Afrika’nın Batı Cape ve Kuzey Cape eyaletlerindeki belirlenmiş bölgelerde yetiştirilen ve işlenen ürünler “rooibos” adıyla satılabiliyor. Dünyanın dört bir yanında tüketilse de kimliğini Cederberg’in topraklarından ve ikliminden alıyor.
Ancak bir ürünün adını korumak, onu var eden doğayı korumakla aynı şey değil. KURAKLIĞIN GÖLGESİNDE Cederberg, iklim değişikliğinin etkilerini giderek daha fazla hissediyor. Azalan kış yağışları, uzayan kurak dönemler ve düzensiz hava koşulları üretimi tehdit ediyor. Rooibos kuraklığa dayanıklı yabani bir bitki. Ancak dayanıklı olmak, iklim değişikliğinden etkilenmeyeceği anlamına gelmiyor.
Güney Afrika’da en sevdiğim günlük alışkanlıklarımdan biri rooibos demlemek olduğundan konu ile yakından ilgiliyim. Hafif odunsu kokusu ve tatlımsı tadıyla günümün her saatine eşlik ediyor. Ben sade içmeyi seviyorum. Ne süt ne de şeker. Her yudumunda Cederberg’in doğasından, bu toprakların geçmişinden bir iz var.
Bazen bir fincan çay gibi sıradan görünen alışkanlıklarımız bile, farkında olmadığımız ne çok hikâye taşıyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika

