Tuzlu göller iklim değişikliği ve aşırı su kullanımının baskısı altında
Uluslararası araştırma, dünya genelindeki 85 tuzlu gölün IUCN kırmızı listesindeki 200 tehdit altındaki veya tehdide yakın türe ev sahipliği yaptığını ortaya koydu. Prof.
Uluslararası araştırma, dünya genelindeki 85 tuzlu gölün IUCN kırmızı listesindeki 200 tehdit altındaki veya tehdide yakın türe ev sahipliği yaptığını ortaya koydu. Prof.
Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada, uzun dönem ortalama tuzluluğu litre başına 1 gramın üzerinde olan 85 tuzlu göl incelendi. Dünya genelinden 26 bilim insanının imzasını taşıyan çalışmada, göllerdeki tehdit altındaki türler ile sağlanan ekosistem hizmetleri değerlendirildi.
İncelenen göllerin küresel göl su hacminin yüzde 45’inden fazlasını, göl yüzey alanının ise yüzde 23’ünü oluşturduğu belirlendi. Araştırma kapsamındaki 27 soda gölü, 40 iç kesim sülfat ve klorür gölü ile 18 kıyı deniz suyu kökenli gölün tuzluluk değerleri litre başına 1 ile 375 gram arasında değişti.
IUCN kırmızı listesindeki tehdit altında veya tehdide yakın kategorilerde bulunan 200 türün bu göllerle bağlantısı olduğu tespit edildi. Bu türlerin yüzde 53’ünü kuşlar oluştururken balıklar, memeliler, sürüngenler, amfibiler ve omurgasızlar da listede yer aldı. Göllerin kuşlar için beslenme, yuvalama ve göç sırasında konaklama alanı sağladığı belirtildi.
Araştırmada her gölün ortalama 5 farklı ekosistem hizmeti sunduğu belirlendi. Göllerin yüzde 88,4’ünde bilimsel araştırmaları destekleme, yüzde 83,7’sinde turizm ve rekreasyon hizmeti kaydedildi. Balıkçılık, balık dışı biyokütle hasadı, tuz madenciliği ve atık su deşarjı da incelenen hizmetler arasında yer aldı.
İTÜ’den Prof. Dr. Nurgül Balcı, tuzlu göllerin yalnızca yüksek tuzluluğa dayanıklı sınırlı sayıdaki canlının yaşadığı alanlar olmadığını, mikroorganizmalardan kuşlara kadar geniş bir yaşam ağını desteklediğini söyledi. Balcı’ya göre yağışların azalması, sıcaklık ve buharlaşmanın artması ile yüzey ve yer altı sularının aşırı kullanılması göllerin su-tuz dengesini bozabilir. Bu nedenle koruma çalışmalarının yalnızca göle değil, gölü besleyen bütün havzaya odaklanması ve göl seviyesi, tuzluluk, yer altı suyu ile biyolojik çeşitliliğin uzun vadeli izlenmesi gerekiyor.
Nurgül Balcı, bu göllerin sanılandan daha yüksek biyolojik çeşitlilik ve ekosistem değerine sahip olduğunu belirterek korumanın havza ölçeğinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Kaynak: Habertürk

