Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek
Bireylerin çelişkileri vardır, bu konuda sosyal psikolojide açıklayıcı kuramlar bulunmaktadır. Bireyler çelişkileriyle yaşamayı becerirler.
Bireylerin çelişkileri vardır, bu konuda sosyal psikolojide açıklayıcı kuramlar bulunmaktadır. Bireyler çelişkileriyle yaşamayı becerirler.

Bir de toplumların çelişkileri vardır ancak toplumların uzun vadede bu çelişkilerle yaşamaları sıkıntı yaratır. Toplumsal çelişkiler toplumları içten içe kemirir, onları hasta eder. * Toplumlar bu çelişkileriyle her şeye karşın uzun süre ayakta kalmayı başarabilirler.
Bu yazıda söz konusu çelişkilerden bir tanesini vurgulamak istiyorum. AHMET AĞA’NIN SÜRÜLERİ Gençliğimde bir köylü ağabeyin kısa bir halk hikâyesi anlattığını hatırlıyorum. Bir yolcu tanımadığı bir bölgeden atla geçiyormuş, büyük bir koyun sürüsü görmüş, oradakilere kimin sürüsü olduğunu sormuş, Ahmet Ağa’nın olduğunu söylemişler.
Sonra bir sığır sürüsü görmüş, kimin diye sormuş, onun da Ahmet Ağa’nın olduğunu söylemişler. Çok büyük tarlalar, çayırlar görmüş, onlar da Ahmet Ağa’nınmış. Kazlar, tavuklar da Ahmet Ağa’nınmış. Bu yolcu atından iner dizginini oradaki bir marabaya verir, “Ahmet Ağa’ya benden selam söyle bu at da Ahmet Ağa’nın olsun” der.
Şimdi bu ağabey, o günkü tanımlamayla solcu değildi, sosyalist değildi, sağ görüşlü bir insandı ancak sosyo-ekonomik dağılımdaki adaletsizliği fark etmekte, üstü kapalı şekilde eleştirmekteydi. Fakat bütün bunlara karşın seçimde oyunu Ahmet Ağa’nın partisine vermekteydi. Eşitsizliği görmek ama görmezlikten gelmek bu olsa gerek. Bu konuda başka pek çok örnek vardır.
Anadolu insanı yaygın olarak “Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır” der. Böyle der, toplumsal eşitsizliğin farkındadır ancak seçimde oyunu arabasını dağdan aşıranlarla aynı partiye verir. Burada da sosyo-ekonomik adaletsizliği algılamak fakat görmezlikten gelmek, başkalarına uymak söz konusudur. Bu durumu nasıl açıklarız?



ASCH’IN UYMA DENEYİ Asch’e ait psikolojideki önemli deneylerden birisi özetle şöyledir: Asch deneklerine farklı uzunlukta çizgiler göstererek eşit olanları belirtmelerini istemiştir. Gerçek deneğin yanı sıra dört tane de araştırmacının asistanı yani sahte denek bulunmaktadır. Gerçek denekler bu durumu bilmemektedirler. Sahte denekler ciddi bir şekilde uzun çizgilerin kısa olduğunu söylemişlerdir.
Bu duruma önce şaşıran gerçek deneklerin yüzde 35’i az sonra sahte deneklere uyarak uzunun kısa olduğunu söylemişlerdir. Yani deneklerin yaklaşık üçte biri, akılları yatmasa da bir tür sosyal baskı hissedip çoğunluğun yanlış ifadesine uymuşlardır. Bu önemli bir bulgudur. Demek ki insanların üçte biri akla aykırı da olsa gördükleri gerçeği değil, çoğunluğun söylediğini dile getirmektedirler.
Bu durum bence insanların zengin ve fakir arasındaki uçurumu algıladıkları ancak algılamamış gibi davrandıkları duruma benzemektedir. Bazı kişiler bazılarının siyasi tercihte niçin öyle davrandıklarını merak ediyorlar. Bu noktadaki açıklamalardan birisi Asch’ın deneyinde yatıyor olabilir. EZİLMİŞİN İTAATİ Yüzde 35’e giren grubun davranışına bir başka açıklama da “ezilmişin itaati” olabilir.
(23 Kasım 2025’te bu konuyu bu sütunlarda yazmıştım.) Bir kişi, bir kişinin veya kurumun otoritesi karşısında kendisini çok güçsüz hissediyorsa o otoriteye sorgulamadan boyun eğer. Gotik kilise karşısında kendisini nokta gibi hisseden veya karnını zor doyuran bir kişi kiliseye, kralına, padişahına boyun eğer. Bu duruma “ezilmişin itaati” diyebiliriz.
Tarih boyunca krallar, imparatorlar yönettikleri halkların karınlarını iyice doyurup rahatlamalarını istememişlerdir. Avrupa’da bazı krallar evine pencere açan kişiden pencere vergisi istemişlerdi. Çünkü gereğinden fazla rahatlayan halk elindekiyle yetinmemeye, yaşamını sorgulamaya başlar. Köle sahipleri her türlü yola baş vurarak kölelerini ezmiş, itaat ettirmişlerdir.
Bazı kapalı kurumlarda yöneticiler çocuklara, özellikle erkek çocuklara tecavüz ederler. Çok utanan çocuklar isyan etmek yerine kendilerini aşağılayan kişiye koşulsuz itaat ederler. Ezilmişin itaati pek çok ülkede ortaya çıkabilir. Cengiz Aytmatov’un “Elveda Gülsarı” adlı muhteşem romanında Tanabay başlangıçta ağabeyini ihbar edip sürgüne gönderecek kadar komünizme bağlı bir kişidir, komünist partinin üyesidir.
Zamanla çok çalıştığı halde niçin insanca yaşayamadığını sorgulamaya başlar. Ailece yaşadıkları yurt (keçe çadır) eskimiştir, yağmuru, karı geçirmektedir. Biraz koyun yünüyle keçe yapıp yurtlarını onarabileceklerdir ancak koyunlarından elde ettikleri tüm yünü devlete vermek zorundadırlar. Tanabay bu duruma bir türlü anlam veremez. Fakat her şeye karşın yine de sadık bir komünisttir.
Haksızlığı algılar ama hakkını arayamaz. Babam bir kurumdan hakkını alamadığı için yakınanlara “Şeker kardeşim haklısın ama alacağın yok” derdi. * Edgerton, R. (2017). Hasta Toplumlar. Çev. H. Turgut. Ankara, Buzdağı Yayınevi.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika