Doğanın insana sunduğu bereketin sihirli ikilisi: Tohum ve gübre
Kontrolsüz kimyasal gübre kullanımı ve tek tip tarım uygulamalarının Türkiye’de tarım topraklarının yapısını olumsuz etkilediği belirtiliyor. Uzmanların ve üreticilerin gündeminde ise toprağın organik yapısını destekleyen doğal gübreleme yöntemleri ve yerel tohumların korunması var.
Doğanın insana sunduğu bereketin sihirli ikilisi: Tohum ve gübre
Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Yıllardır uygulanan kontrolsüz kimyasal gübreleme ve monokültür tarım politikaları, Türkiye’deki tarım arazilerinin organik madde miktarını kritik seviyelere düşürdü. Toprakların pH dengesinin bozulması ve tuzlanma riskiyle karşı karşıya kalması, üreticiyi hem daha fazla girdi kullanmaya zorluyor hem de birim alandan alınan verimi düşürüyor.
Oysa ekolojik ve ekonomik krizden çıkışın yolu; toprağın yapısını iyileştiren doğal gübreleme ile iklim koşullarına uyumlu nitelikli tohumların entegrasyonundan geçiyor. GÜBRENİ KENDİ EVİNDE ÜRETMEK Doğayla uyumunu koruduğu ölçüde üretken ve mutlu olan insanlık, hapsolduğu kent yaşamında farkındalığı ölçüsünde arayışlara giriyor.
ImageImage
Özellikle pandeminin kent yaşamının cazibesini ortadan kaldırması ile imkânı olan binlerce kişi hibrit bir köy yaşamı için İstanbul’u terk etti. İstanbul’da kalmak zorunda olanlar ise doğa ile yeni üretim bağları kuruyor. “Beyaz yakalı” ya da “kentli” olarak tanımı karşılayan insanlar, varsa kendi minik bahçelerinde ya da belediyelerin “bostanlarında” üretim yapıyor.
Ancak yapılabilecekler bu konuyla da sınırlı değil. İstanbul’da yaşayan ve 10 yıllık kurumsal çalışmanın ardından eğitmenlik yapmaya başayan Seda Çimenyayla 37 yaşında. Çimenyayla’nın aydınlanması ise Antalya’da bir okulda Ssürdürülebilir turizm dersi verirken başlıyor.
DERSTE GELEN AYDINLANMA Derste öğrencileriyle birlikte Antalya bölgesindeki otellerin çevre ve sürdürülebilirlik çalışmalarını inceleyen Çimenyayla; bir videoda, otel mutfaklarından çıkan organik atıkların otelin kendi bostanında gübreye dönüştürüldüğünü görüyor. Şaşkınlık yaratan bu video aynı zamanda “Biz de bunu evimizdeki mutfak atıklarıyla yapamaz mıyız?” sorusunu ortaya çıkarıyor.
“Aslında her şey ayağımızın altındaki o toprağın ne olduğunu anlamakla başlıyor” diyen Çimenyayla, “Şehir hayatında çoğumuz toprağı sadece kahverengi, sıradan bir zemin sanıyoruz. Ben de bahçıvanlık eğitimi alana kadar böyle düşünüyordum. Aslında toprak; kum, mil, kil gibi mineral parçacıklarının, organik maddelerin, suyun ve havanın bir araya geldiği muazzam bir yapıdan ibaret.
Bunların oranı değiştikçe toprağın dokusu da kokusu da değişiyor” diyor. Bu farkındalıkla çıktığı yolda evde gübre yapımını irdeleyen Çimenyayla, kompostun, doğanın kendi temizlik ve geridönüşüm sistemini evimizde taklit etmek demek olarak özetliyor. ‘YEŞİLLER VE KAHVERENGİLER’ “İşin özü iki temel malzemeyi dengelemekten geçiyor” diyen Çimenyayla, sözlerine şöyle devam ediyor: “‘Yeşiller’ ve ‘Kahverengiler’.
Yeşiller dediğimiz şey azotu temsil ediyor; yani mutfağımızdan çıkan sebze-meyve kabukları, çay ve kahve telveleri, taze yeşilliklerin sapları. Kahverengiler ise karbonu temsil ediyor; yani kuru yapraklar, küçük dal parçaları, yumurta kartonları. Yapmamız gereken tek şey, hava alan bir kutunun içine bir kat yeşil malzeme, bir kat kahverengi malzeme koymak.
Arada bir nemlendirip havalandırdığımızda, o topraktaki minik canlılar devreye giriyor ve birkaç hafta içinde mutfak atıklarımız mis gibi orman kokan, simsiyah bir besin deposuna, yani komposta dönüşüyor. Doğal gübreleme dediğimiz şey aslında toprağa ihtiyacı olan gıdayı geri vermek demek. Mesela kompost yaparak mutfağımızdaki sebze meyve kabuklarını, çay telvelerini toprağa dönüştürüyoruz.
Yeşil gübreleme dediğimiz yöntemde ise baklagil gibi bitkileri ekip büyüdüklerinde toprağa karıştırarak toprağın azot yapısını zenginleştiriyoruz.” SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇÖZÜM: ATA TOHUMLARI Ülke ve dünya nüfusundaki artış, gıda gereksinimini artırırken bu durum sürdürülebilir ve verimli tarımı da zorunlu kılıyor.
Hem gıda riskine hem de küresel firmaların dayatmalarına karşı Türkiye için ise geleceğin çözümü bizzat geçmişte saklı: Ata tohumları. Tarımsal üretimde kullanılan ve nesiller boyu korunmuş yerel tohumlar olan ata tohumları, özellikle ülkelerin tarım çeşitliliğini ve genetik zenginliğini koruma açısından büyük bir öneme sahip.
Modern tarım uygulamalarında sıkça kullanılan ata tohumları, hibrit tohumlarla karşılaştırıldığında, daha fazla çeşitlilik, dayanıklılık ve adaptasyon sağlamakta. Bu nedenle ata tohumu, hem çiftçiler hem de sürdürülebilir tarım uygulamaları açısından kritik bir role sahip. Yerel tohumların kullanımı, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini artırırken aynı zamanda çevresel dengeyi korumaya yardımcı oluyor.
Kültürel çeşitliliğiyle çiftçilerin elini güçlendiren ata tohumu, Türk çiftçisine kendisine özgü ürünleri yetiştirme fırsatı verirken ürün kalitesinde de önemli bir artış sağlıyor. Yerel ekosistemlerle uyumlu olan ata tohumları, bu özelliğiyle de tarım pratiklerinde tamamlayıcı bir etki yaratıyor.
Ata tohumunun öne çıkan özellikleri: - Çeşitlilik: Bu sayede hastalıklara ve zararlılara karşı daha fazla dayanıklılık sağlar. - Yerel Uyum: Yetiştirildiği bölgenin iklimine ve toprağına adapte olduğundan, yerel koşullarda iyi gelişim gösterir. - Verimlilik: Ata tohumlarından elde edilen ürünler, genellikle yüksek verim ve üstün kalite sunar.
- Dayanıklılık: Ata tohumları ile yetiştirilen bitkiler, çevresel stres faktörlerine karşı daha dayanıklıdır. - Tarımsal hafıza: Gelecek nesillere aktarılması gereken tarımsal bir mirası temsil eden ata tohumları, biyolojik çeşitliliğinin doğal koruyucusudur.
- Seçim zenginliği: Çiftçilere seleksiyonla en uygun bitki çeşitlerini kendi koşullarında geliştirebilme fırsatı sağlar - Kültürel önemi: Yerel toplulukların kültürel ve tarihi değerleriyle bağlantılı olduğundan aynı zamanda sosyal bir işleve sahiptir. - İnanılmaz lezzet: Hibrit tohumların lezzet seviyesinin düştüğü yerde ata tohumlarıyla yetiştirilen ürünlerin, hem besin değeri hem lezzeti daha yüksek.