DEM, MHP ve AKP ortaklığının demokratik cumhuriyet vaadi tartışılıyor
DEM kongresi sonrasında parti sözcülerinin demokratik cumhuriyet kuracaklarını açıklaması, DEM, MHP ve AKP arasındaki olası siyasi ortaklığın geçmişi ve uygulamaları üzerinden tartışmaya açılıyor. Metin, bu birlikteliğin demokratik cumhuriyet hedefiyle çeliştiğini savunuyor.
DEM kongresi sonrası parti sözcüleri demokratik cumhuriyeti kuracaklarını açıkladılar. DEM ile Cumhur İttifakı koalisyonu bir demokratik cumhuriyet oluşturabilir mi? Ortaklığı oluşturan siyasi hareketlerin geçmişleri ve gelenekleri gözden geçirildiğinde bu sorunun yanıtı kendiliğinden ortaya çıkar.
DEM’den başlayalım: Son çerçeve yasa sürecindeki İmralı görüşmeleri ve temaslarından biliyoruz ki DEM, “PKK’nin önderi” dedikleri hükümlüye her anlamda bağımlı ve etnikçi bir parti. PKK, dolayısıyla DEM, erken Cumhuriyet döneminden beri ülkenin doğu ve güneydoğusunda gerçekleşen kimi kalkışmaları içselleştiren, benimseyen bir çizgi izliyor.
Image
Bu çizgi; yaklaşık son 50 yıl içinde de yine Cumhuriyete ve ilkelerine karşı çok kanlı bir terör hareketini savunmuş, örgütlemiş ve yönetmiştir. PKK’nin terör saldırılarında Cumhuriyeti ve ulusal bütünlüğü savunan askerler, öğretmenler, yurttaşlar yaşamlarını yitirmişlerdir.
MHP kanadı içinse şu belirlemeler yapılabilir: MHP, Cumhuriyeti kuran kadroların, tıpkı Kurtuluş Savaşı döneminde benimsedikleri ve içinde bağımsızlığı, kulluk yerine özgür bireyliği, ulusal egemenlik ve iradeyi, meşruiyeti ve halkçılığı barındıran “milli”cilik (kurtuluş sürecindeki örgüt ve kurumların adlarında bu tutum açıkça bellidir: Milli Mücadele, Kuvayı Milliye, Hâkimiyet-i Milliye, İrade-i Milliye, Türkiye Büyük Millet Meclisi) yerine, ırk temelini esas alan Turancı bir kökten gelir.
MHP’nin geçmişinde, Cumhuriyetin kurumlarının ötesinde paralel yapılar (komando kampları vb.) oluşturma, 1970’li yıllarda emperyalizmin körüklediği sağsol kardeş çatışmalarında ülkücüler eliyle gerçekleştirilen şiddet eylemleri yer alır.
Bu eylemlerde, Cumhuriyeti ve ilkelerini savunan milletvekilleri, bilim insanları, sendikacılar, yazarlar, kooperatif yöneticileri, gençler ve yurttaşlar zarar görmüş, öldürülmüşlerdir. Kahramanmaraş’taki gibi toplu öldürümler de toplumsal hafızaya kazınmıştır.
AKP’nin çizgisiyse dinciliği savunan ve Kurtuluş Savaşı sırasında “millici” lere karşı çıkan Hürriyet ve İtilaf Partisi kadrolarının görüş ve tutumlarına dayanır. Bu çizginin geçmişinde; Şeyh Sait ayaklanması, Menemen’de öğretmen yedek subay Kubilay ’ın tarikatçılar tarafından şehit edilmesi gibi Cumhuriyete karşı şiddet olaylarından da söz edilebilir.
AKP’nin iktidarı döneminde ayrıca, bir casusluk örgütü olan FETÖ ile yakın ilişkiler, hatta bir tür ortaklık kurduğu, FETÖ’nün Cumluriyet kurumlarında yuvalanmasına göz yumduğu belgelerle ortadadır. O FETÖ örgütünün, AKP ile çıkarsal çatışma sonrası Cumhuriyeti korumakla görevli ordunun içine sızan kadrolarının 2016’da silahlı kalkışmaya giriştiği, bu yüzden çok sayıda yurttaşın yaşamını yitirdiği belleklerdedir.
Böyle bir tablonun ötesinde, cezaevlerinin muhalif belediye başkanları ve yurttaşlarca doldurulduğu, muhalif milletvekillerinin transferlerle, seçimle gelen belediye yönetimlerinin çeşitli kurgularla ele geçirildiği bir dönemde... DEM-MHP-AKP birlikteliğinin bir demokratik cumhuriyet kuracağı, ancak bir gerçeküstü masal olarak algılanabilir.