Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Yeni bir eğitim-öğretim yılı başladı. Milyonlarca çocuk ve genç yeniden sıralara oturdu. Kitaplar açılacak, sınavlar yapılacak, notlar verilecek. Öğretmenler ders anlatacak, veliler çocuklarının başarısını takip edecek. Fakat bir çocuğun yaşamı yalnızca derslerden, sınavlardan ve notlardan ibaret değildir. Bazen bir öğretmenin söylediği tek bir cümle, yıllarca anlatılan bir dersten daha kalıcı olur.
“Sen yapamazsın” sözü bir çocuğun içine korku bırakabilir. “Seninle gurur duyuyorum” sözü, ömrü boyunca taşıyacağı bir özgüvene dönüşebilir. “Bir daha dene” cümlesi ise ona başarısızlığın son olmadığını öğretebilir. Bir çocuk okulun kapısından içeri girdiğinde aklımıza önce aynı sorular geliyor: Ne öğrenecek? Hangi sınavdan kaç puan alacak? Hangi üniversiteyi kazanacak? Hangi mesleği seçecek?
Bütün bunlar elbette önemli. Ama eğitim üzerine düşünürken daha temel bir soruyu çoğu zaman unutuyoruz: Bir çocuğun yaşamında nasıl bir iz bırakacağız? Eğitim tam da burada başlar. Çünkü öğretmek başka, iz bırakmak başkadır. Bilgi aktarabiliriz ama güven vermeyebiliriz. Başarı isteyebiliriz ama cesaret vermeyebiliriz. Oysa eğitim, yalnızca zihni değil, insanı da şekillendirme sorumluluğudur.
İnsan, insanda iz bırakır. Bir çocuğu küçümsemek de iz bırakır, onu başkalarıyla kıyaslamak da. Haksızlık etmek, dinlememek, başarısızlığını yüzüne vurmak da. Ama güvenmek de iz bırakır; elinden tutmak, hatasına karşın yanında durmak, emeğini görmek ve “Ben sana inanıyorum” diyebilmek de. Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğimizi hatırlarlar.