Haber detayı
Haberin ayrıntıları
İnsanların hayatlarının bir döneminde %12'sini etkileyebilen sosyal kaygı bozukluğu, bireylerin günlük yaşamlarını ve sosyal ilişkilerini ciddi şekilde sınırlandırabiliyor. Chichester Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, üniversite öğrencilerinin beşte birinden fazlasının öğrenim hayatları boyunca bir tür sosyal kaygı yaşadığını ortaya koydu.
Araştırmalar, bu durumun düşük akademik başarı, işlevsiz ilişkiler ve sosyal izolasyonla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Genç yaşlarda başlayan sosyal kaygı, kişilerin grup ortamlarından çekilmesine ve kendilerini toplumdan soyutlamalarına yol açabiliyor.
BEDENİMDEN AYRILDIĞIMI HİSSEDİYORDUM Ergenlik yıllarında sosyal kaygı yaşamaya başlayan ve üniversite eğitimi boyunca hiç arkadaş edinmediğini belirten 25 yaşındaki Mary (gerçek adı değil), yaşadığı deneyimi şu sözlerle anlatıyor: İlk geldiğimde bir öğrenci kulübüne katıldım ama herkes birbiriyle konuşuyordu ve birdenbire bir korku hissettim. Oraya uyum sağlayamayacağımı hissettim.
Yeni insanlarla konuşurken yüzüm yanıyor ve ellerimde karıncalanma başlıyordu. Neredeyse bedenimden ayrıldığımı hissediyordum; kelimeleri nasıl kullanacağımı unutmuştum. Sosyal ortamlardan sonra her şeyi aşan bir utanç duygusu yaşıyordum.
İngiltere Sosyal Kaygı Vakfı Başkanı Neil Greening, sosyal kaygı yaşayan kişilerin bunu teşhis edilebilir bir durum olarak görmek yerine bir kişilik kusuru olarak içselleştirdiklerini belirtiyor. Greening; akıllı telefon kullanımı ile uzaktan çalışmanın artmasının daha az sosyal etkileşime ve yükselen kaygı seviyelerine zemin hazırladığına dikkat çekiyor.
BİR KİŞİNİN SOSYAL KAYGI YAŞADIĞINA DAİR İŞARETLER Uzmanlara göre yeni durumlarla karşılaşırken veya iş görüşmesine giderken hafif endişe hissetmek oldukça normal.
Ancak durumun ciddileştiğini gösteren bazı temel işaretler bulunuyor: Sürekli sessiz kalmak ve kısa cevaplar vermek Etkileşimden kaçınmak için sürekli telefonla ilgilenmek Grup ortamlarında sürekli birinin yanında durmak veya grubun en kenarında kalmak Yalnızca iş gibi güvenli kabul edilen konuşma konularına bağlı kalmak SOSYAL KAYGIYLA NASIL BAŞA ÇIKILIR? Oxford Üniversitesi'nden psikolog Prof.
David Clark ve uzmanlar, sosyal kaygının etkilerini azaltmak için atılabilecek adımları şu şekilde sıralıyor: Kendinize odaklanmayı bırakın: Sosyal ortamlarda sürekli Kızarıyor muyum? , Aptalca mı konuşuyorum? gibi sorularla kendinizi izlemek yerine dikkatinizi dışarıya, karşınızdaki kişiye ve sohbetin akışına odaklayın.
Korkularınızı test edin: Bir toplantıda soru sorarak veya grupta düşüncenizi belirterek olumsuz senaryoların gerçekleşip gerçekleşmediğini gözlemleyin. Güvenlik davranışlarından vazgeçin: Aşırı göz temasından kaçınmak veya her cümleyi zihinde tekrar tekrar kurmak gibi savunma mekanizmalarını bırakın.
Olay sonrası aşırı düşünmeyin: Sosyal bir etkileşim bittikten sonra yaşananları zihinde sürekli canlandırıp olumsuz anlamlar yüklemekten kaçının. Uzman desteği alın: Sosyal kaygı tedavisinde altın standart olarak kabul edilen Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi yöntemler, düşünce kalıplarını yeniden şekillendirmede büyük fayda sağlıyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika