Budapeşte’de Osmanlı hamamları ve Gül Baba’dan kalan Türk izleri
Osmanlı egemenliğinde yaklaşık 145 yıl kalan Budapeşte, Rudas, Király ve Veli Bey hamamlarıyla geçmişini yaşatıyor. Gül Baba Türbesi’nin yanı sıra termal kaplıcaları, tarihi yapıları, Buda Tepesi ve ünlü kafeleri kentin kültürel dokusunu tamamlıyor.
Yaklaşık 145 yıl (1541 – 1686) Osmanlı egemenliği altında kalan Macaristan’ın başkenti Budapeşte günümüz Avrupa’sının en güzel ve en etkileyici kentlerinden. Görkemli mimarisi, canlı kültürü ve Tuna Nehri kıyısındaki pitoresk konumuyla büyüleyici ve tarih dolu. Günümüzde “hamamlar, kaplıcalar kenti” olarak anılan Budapeşte, Roma dönemine kadar uzanan zengin bir hamam kültürüne sahip.
Doğal termal kaynaklar hem tarihi hem de modern tesislere su sağlıyor. Budapeşte’nin altındaki 120 kaynaktan her gün yeryüzüne çıkan 30 bin metreküp termal suyu içlerindeki mineraller ile kas, cilt ve solunum sorunları yaşayanlar için kaçınılmaz. Budapeşteliler kaplıcalarda günlük yaşamın stresini unutuyor, rahatlıyor, yeniden enerji topluyor.
ImageImage
Budapeşte’yi ziyaret eden birçok turist de tarihi kaplıcalara ve hamamlara uğramadan ülkesine dönmüyor. OSMANLI HAMAMLARI Budapeşte'nin sıcak termal kaynakları Roma İmparatorluğu zamanında keşfedilmişti. Ardından Osmanlılar döneminde bu sağlıklı yeraltı suları, hamam geleneğiyle tedavi amacıyla kullanılmaya başlamıştı. Macaristan 1300 kaplıcasıyla bir dünya rekorunu elinde tutuyor.
Budapeşte’de hâlâ çalışan Rudas ve Király o dönemden kalmış iki Türk hamamı. Rudas hamamında altı termal buhar banyosunun yanı sıra bir de yüzme havuzu var. 1574 yılında Osmanlı Beylerbeyi Veli Bey döneminde inşa edilmiş olan Veli Bey Hamamı Lukács Kaplıcası’na yakın. H amam, kentin en eski banyolarından. İçinde büyük bir havuzu ve dört küçük termal havuzu var. 450 yıllık hamam, Budapeşteliler için gizli bir sırdır!
Budin Beylerbeyi Sokollu Mustafa Paşa tarafından 1570 yılında açılmış olan Király Hamamı (Kral Hamamı) bir sıcak su kaynağının üzerine kurulmamış olduğu için suyu yakındaki Lukás kaplıcasından yeraltı borularıyla getiriliyor. Budapeşte’nin kaplıcalarına gelince, en ünlüsü 1913 yılında açılmış olan 18 havuzlu Széchenyi kaplıcası ve Avrupa’nın en büyük termal banyolarından.
Her yıl 2 milyona yakın insanın ziyaret ettiği kaplıcaya yakın başka bir sevilen termal banyo da ünlü Gellért Oteli’nin altında. GÜL BABA 1531 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Isparta’dan Macaristan’a yollanan Bektaşi dervişi ve şair Cafer, Budapeşte’de bir tekke kurmuştu. Sarığında hep taze gül taşıdığı için kendisine Gül Baba denen derviş 1541 yılında, 1 Eylül günü Budin savaşında şehit düşmüştü.
Bektaşi hoşgörüsü ile kısa zamanda kendini insanlara sevdirmişti. Şeyhülislam Ebussuud Efendi´nin kıldırdığı cenaze namazına Kanuni Sultan Süleyman da katılmıştı. Gömüldüğü sekizgen türbe kesme taştan ve durduğu tepeye ‘Gültepe-Rozsadomb“ adı verilmiş. 1997 yılında Türk ve Macar hükümetlerinin işbirliği ile yapılan restorasyonun ardından açılışa dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de katılmıştı.
GÖRKEMLİ BAZİLİKA 1 906 yılında İmparator Franz Joseph tarafından açılan ve büyüleyici bir yapı olan Aziz Stephen Bazilikası Budapeşte’nin yüreğinde yer alıyor. Neo-Rönesans tarzındaki bu görkemli yapı, yüzyıllara uzanan bir tarihin ve inancın tanığı. Macaristan’ın ilk Hıristiyan kralı olan Aziz I. Stephen’a adanmış, 8 bin 500 insan aynı anda ibadet edebiliyor.
Budapeşte’de kesinlikle görülmesi gereken başka bir yapı da dev parlamento. Tuna’nın kıyısında 268 metre uzunluğunda, Neo-Gotik tarzında inşa edilmiş, yaklaşık 700 odadan oluşuyor. Bu simge yapı Londra’daki Westminster Sarayı’nı andırıyor. Kubbesi 96 metre yüksekliğinde. Aziz Stephen Tacı, kraliyet asası ve küresiyle bir arada kubbe salonunda sergileniyor.
BUDA TEPESİ Tarihi Buda tepesine bir gezi yapmadan Budapeşte’ye veda edilmez. Geçin Arpad köprüsünden Tuna’nın öteki kıyısına, gezinin kalenin sokaklarında, seyredin karşı kıyıları... Burada görülecek çok şey var: Macar Ulusal Galerisi ve Tarih Müzesi, Kraliyet sarayı, Aziz Matthias Kilisesi ve Balıkçı Tabyası Buda’da görülmesi gerekenlerden.
14 metre yüksekliğindeki Veba Sütunu, Yahudi Sinagogu gibi diğer ilginç yapılar da önerilir. Kent merkezine dönerken Buda ile Peşte’yi birbirine bağlayan sekiz köprüden en görkemlisi olan, 1849’da hizmete giren 375 metre uzunluğundaki “Zincirli Köprü”yü yeğleyin. İki dev aslan heykelinin arasından geçerek yine Peşte’ye dönün. ÜNLÜ KAFELER Viyana gibi Budapeşte de kahveleriyle ünlü.
Kent gezintilerine ara verip bazıları kesinlikle ziyaret edilmeli. İçlerinde en ünlüsü 1894’te açılan New York Café. “Dünyanın en güzel kafesi” unvanını taşıması olağan. Kahvenizi yudumlarken duvarların altın rengi, mermer sütunlar ve ışıl ışıl avizelerle nefes kesici bir atmosfer sizi büyülüyor. Paris Udvar , Callas Café ve Művész Kávéhá Café de mutlaka görülmeli.
1827’de açılmış olan Ruszwurm Pastanesi geleneksel Macar tatlıları ve pastalarıyla ünlü.