Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Bu hafta sözü güzel ülkemin güzel şehri Trabzon’dan açacağım. Ama anlatacağım mesele yalnız Trabzon’un meselesi değil. Bu şehir, yıllardır ülkenin pek çok yerinde karşılaştığımız bir yönetme anlayışının iyi bir örneği: Önce yap, sonra yanlış olduğunu anla, ardından başka bir proje adı altında yeniden yap.
Her defasında para harca, her defasında kurdele kes, her defasında da sanki o şehri yıllardır başkaları yönetiyormuş gibi yeni bir başlangıç ilan et. Trabzon’da bugün olan biraz da bu. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Uzunkum Yaşam Alanı Millet Bahçesi’nin fidan dikim töreninde, projenin “Trabzon’u deniziyle yeniden kucaklaştıracağını” söylüyor. İnsan cümleyi duyunca duruyor. Yeniden mi?
Kardeşim, deniz zaten oradaydı. Trabzon da oradaydı. Karadeniz şehri zaten kucaklıyordu. İnsan bugün yapılan konuşmaları dinleyince şöyle sanıyor: Birileri yıllar önce gelmiş, Trabzon’un sahilini doldurmuş. Şehirle denizin arasına yollar, taşlar, betonlar koymuş. Trabzonluyu kıyısından uzaklaştırmış. Sonra bugünkü yöneticiler çıkagelmiş: “Merak etmeyin, biz geldik. Trabzon’u yeniden deniziyle buluşturacağız.”
İyi de siz neredeydiniz? Bu şehir denizi tanır: Faroz’u, Beşirli’yi, Ganita’yı, Ayasofya’daki o kayaları, Beşpara’yı, Sandıklı’yı, Vapurlu’yu bilir. İnsanların nerede denize girdiğini, hangi kayadan suya atladığını, çocukların nerede yüzmeyi öğrendiğini hatırlayan hâlâ çok insan var Trabzon’da. Çünkü sahil yalnızca denizin bittiği, karanın başladığı yer değildi. Şehrin hayatının bir parçasıydı. Sonra dolduruldu.