Bayramdan öte: Cumhuriyeti yaşatmak - Mahmut Aslan
Cumhuriyeti savunmak, onun ne getirdiğini hatırlamakla başlar. 103 yıl önce 29 Ekim’de ilan edilen Cumhuriyet, bir yönetim biçiminin değişmesinden ibaret değildir. Egemenliğin kaynağını değiştirdi.
Cumhuriyeti savunmak, onun ne getirdiğini hatırlamakla başlar. 103 yıl önce 29 Ekim’de ilan edilen Cumhuriyet, bir yönetim biçiminin değişmesinden ibaret değildir. Egemenliğin kaynağını değiştirdi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. yıldönümü kutlamaları (29 Ekim 1933). Soldan sağa: Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, TBMM Başkanı Kâzım Özalp, Başbakan İsmet İnönü.
Hanedanın yerini halk, kulun yerini yurttaş, doğuştan ayrıcalığın yerini hukuk önünde eşitlik aldı. Cumhuriyet bu yüzden hanedanın değil, halkın, ayrıcalıklının değil, yurttaşın güvencesidir. Bu kazanımları savunmak, onları yalnızca anmakla değil, yaşatmakla mümkündür. Cumhuriyet bir zafer anıtı değil, her kuşağın yeniden sahip çıkması gereken bir iddiadır. EGEMENLİK KİMDE?

Türkiye, cumhuriyetin ilanından önce de yaklaşık dört yıl fiilen cumhuriyetle yönetiliyordu. Egemenlik saraydan alınıp Meclis’e taşınmıştı. Savaşın en zor günlerinde bile Birinci Meclis’te başkomutan eleştirildi, hesap soruldu. Mustafa Kemal için demokrasi, savaş sonrasına ertelenecek bir lüks değildi. Nitekim “Artık bugün, demokrasi fikri, daima yükselen bir denizi andırmaktadır.
Yirminci asır, birçok despot hükümetin, bu denizde boğulduğunu görmüştür” sözü, onun demokrasiye bakışını özetler. Bugünün Meclis’i ise yürütme karşısında etkili denetim gücünü büyük ölçüde yitirmiştir. Gensoru ve sözlü soru kaldırıldı, yazılı soru ise etkisiz bir mekanizma olarak kaldı. Bakanların Meclis’te hesap verme mekanizması fiilen işlemez hale geldi. Böylece parlamenter denetim ciddi biçimde zayıfladı.


Devlet Bahçeli’nin “Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP” sözü, siyasal gücün nasıl paylaştırılmak istendiğini özetliyor. Oysa Meclis’in görevi iktidar ortakları arasında güç paylaşmak değil, yürütmeyi halk adına denetlemektir. Halkın iradesi, iktidar ortakları arasındaki güç hesabına indirgenemez. Tek adam sisteminin mantığı bu: Meclis denetleyemeyince hesap soran kalmıyor.
Fon krizi de kayyım uygulamaları da bunun sonucudur. Muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar ve seçilmiş yöneticilerin görevden uzaklaştırılması, yargı bağımsızlığı tartışmalarını derinleştiriyor. Suç iddiaları bağımsız yargı önünde kanıtlanmalı. Ancak siyasi müdahaleler yargısal süreçlerin yerini alıyorsa ortada hukukun değil iktidarın üstünlüğü vardır.
Esenyurt’ta seçilmiş başkanın görevine dönememesi, kayyımın atadığı başkan yardımcısı Yusuf Ulutaş’ın tutuklanması, demokratik meşruiyet ve hesap verebilirlik sorununu gözler önüne seriyor. Asıl konu kimin görevde olduğu değil, halkın seçme iradesinin korunmasıdır. Cumhuriyet egemenliği hanedandan alıp halka verdi. Bu egemenlik, tek bir kişiye veya zümreye devredilmek için kazanılmadı.
LAİKLİK OLMADAN YURTTAŞLIK OLMAZ Ahmet Taner Kışlalı laikliği iki gerekçeyle açıklıyordu: Farklı inançlardan insanların barış içinde yaşaması ve değişen koşullara aklın ve bilimin ışığında çözüm aranması. Kışlalı, 21 Ekim 1999’da evinin önünde katledildi. Laik Cumhuriyeti savunan aydınlara yönelen saldırılar, düşünce ve demokrasi yaşamında derin yaralar açtı. Laiklik dine düşmanlık değildir.
Devlet kimseyi inancına göre ayırmaz, hiçbir inancı üstün tutmaz. Laiklik, yurttaşlığın güvencesidir. İnancı ne olursa olsun herkes devlet karşısında eşittir. Herkesin inanmama ve inancını özgürce yaşama hakkı güvence altındadır. Zorunlu din dersleri gibi uygulamalar, inanç özgürlüğü ve hukuk önünde eşitlik açısından tartışılmalıdır. Bu, bir topluluğun değil, herkesin yurttaş olabilmesinin gereğidir.
Laik Cumhuriyet kendiliğinden kurulmadı. Niyazi Berkes’in de belirttiği gibi, Kemalist devrim muhafazakâr dirençle mücadele içinde aşama aşama gerçekleşti. Onu korumak da sürekli bir toplumsal irade gerektiriyor. Son dönemde yaşanan aşınmalar, kurucu iradenin yüzyıl önce ne büyük bir iş yaptığını gösteriyor. YAŞAMDA EŞİTSİZ... Cumhuriyetin kurucuları siyaseti ekonomiden ayırmadı.
Mustafa Kemal, 1922’de tam bağımsızlığın ancak mali bağımsızlıkla mümkün olduğunu vurguladı. Kapitülasyonlar Osmanlı’yı yabancı sermayeye bağımlı kılmıştı. Lozan bu ayrıcalıkları tasfiye etti. Mali bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık, siyasi bağımsızlık olmadan milli egemenlik kurulamazdı. Üretimden kopan, dış kaynağa bağımlı bir ekonomi bu zinciri taşıyamaz.
Ekonomik bağımsızlık yalnızca dışa bağımlılıktan kurtulmak değildir. Üretilen zenginliğin nasıl paylaşılacağı da Cumhuriyetin meselesidir. Cumhuriyetin toplumsal içeriğini halkçılık verir. Mustafa Kemal’in halkçılık anlayışı, düzenin emeğe ve hukuka dayanması hedefini içeriyordu. Halkçılık bir slogan değil, düzenin emeğe dayanması talebidir. Halkçılık çıkarılırsa Cumhuriyet’ten geriye bayrak ve tören kalır.
Bugün gelir dağılımı bozuk, çalışma güvencesiz, gençler gelecek kaygısıyla karşı karşıya, barınma lüks haline gelmiş durumda. Hukuken eşit iki yurttaşın yaşam koşulları arasında derin uçurumlar varsa eşitlik kâğıt üzerinde kalır. Cumhuriyet’in iddiası, yurttaşların yalnızca kanun önünde değil, insanca yaşam koşullarına erişimde de eşitliğe yaklaşmasını gerektirir.
Cumhuriyet’i savunmak, geçmişi eleştiriden uzak tutmak değildir. Kurucu değerleri savunan kimi kesimler demokratikleşmeyi tehdit sayıyor, demokratikleşme isteyen kimi kesimler ise kurucu değerleri yük olarak görüyor. İkisi de yanılıyor. Laiklik, bağımsızlık, halk egemenliği ve yurttaşlık birbirini tamamlar. Farklılıkları yurttaşlık temelinde bir arada yaşatmak mümkündür.
Cumhuriyetin görevi ayrıştırmak değil, eşit haklarla ortak bir gelecek kurmaktır. 29 EKİM’İN GÖREVİ Bayraklar asılsın, törenler yapılsın, Cumhuriyet coşkuyla kutlansın. Ama Cumhuriyet yalnızca bayrakla, törenle ve nutukla yaşamaz. Atatürk, 1 Kasım 1936’da Meclis’i açarken Toprak Kanunu’nun sonuçlandırılmasını istedi. Her çiftçi ailesinin geçinebileceği toprağa sahip olması gerektiğini vurguladı.
Cumhuriyet böyle bir iradedir: Sorunları görmezden gelen değil, üzerine giden. Milli egemenliği savunmak yalnızca bayrak sallamak değildir. Ekonomik bağımsızlığı, üretimi, tarımı ve sanayiyi savunmaktır. Halkın emeğiyle yarattığı zenginliğin adil paylaşılmasını, gençlerin geleceğe güvenle bakmasını sağlamaktır. Cumhuriyet ikinci yüzyılında yol ayrımında.
Bir yanda onu törenlere indirgeyen, kuruluş programını unutan bir anlayış var. Öte yanda kazanımlarını demokrasiyle, laiklikle, üretimle ve sosyal adaletle buluşturacak bir seçenek. Cumhuriyeti yaşatmanın yolu, onu halkçı, bağımsızlıkçı ve demokratik sol bir programla güçlendirmekten geçiyor. Cumhuriyet daha güçlü kutlanmalı, yaşatılmalı ve güçlendirilmelidir.
Halkın iradesi belirleyici olduğunda, emekçinin hakkı korunduğunda, laiklik ve yurttaşlık güvence altına alındığında, hukuk iktidardan bağımsız işlediğinde Cumhuriyet güçlenir. Aksi halde geriye her yıl tekrarlanan törenler ve içi boşalan sözler kalır. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir. Kimsesizlerin kimsesi olduğu sürece yaşar. Bu büyük bayram kutlu olsun! MAHMUT ASLAN YAZAR
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika