Haber detayı
Haberin ayrıntıları
OKULLARI OECD SEÇİYOR“Örneklem tespitini sadece OECD ile yani PISA ile ortak yapıyoruz. Öğrenci sayımız içindeki oranlara göre okulları veriyoruz. Biz tüm okulların listesini veriyoruz, onlar seçiyor. Hatta deprem bölgesindeki illerden okullar da var. Öğrencileri de okulları da OECD belirledi. Bizim zaten müdahale etme yetkimiz de yok. Özel okullar da var. Hepsi örneklemi temsil ettiği kapasiteye göre seçiliyor.
Bizim okul seçme imkânımız yok. Bu kısma hiç müdahalemiz yok. OECD, öğrencileri sınavı uygulayacağı tarihe yakın bir zamanda seçti. Biz sadece sınavın gerçekleşmesi için tedbirler aldık, ÖSYM sınavları gibi yapıldı. KARARLI VE İSTİKRARLIBu hikâye için bir kere kararlı ve istikrarlı bir adam lazımdı.
2013 yılında dershane mevzusu başlarken, Türkiye’de eğitim sisteminin başarılı olmasının yegâne yolunun eğitimin üzerindeki vesayet çemberinin kırılması olduğunu söylemiştim. O günleri hatırlayın; yıllarca çocuk okula gidiyor ama dershaneler her şeyi 6 ayda öğreteceğini iddia ediyordu. Mevzu sadece sınav başarısına odaklanıyordu.
Dershanecileri topladık, ‘Programlarınızı, müfredatınızı getirin onaylayalım; Milli Eğitim müfredatıyla uyumlu hale gelsin’ dedik. Getirmediler. Yani Milli Eğitim’in öğretmeni, kitapları, okulları başarısız ama dershaneler başarılı… Olacak şey mi? Bizim o gün başlattığımız kavga, ‘Bu vesayeti kaldıralım’ mücadelesiydi.
Dershanelerin yerine açılan kurslar ise Milli Eğitim müfredatı ve Talim Terbiye Kurulu onayı ile oldu. 2015 SONRASI SIÇRAMAOECD Eğitim ve Beceri Direktörü Andreas Schleicher bile bana ‘2015’ten sonra Türkiye’nin yaşadığı olağanüstü sıçramayı diğer ülkelere anlat’ dedi. Biz sadece öğretmeni, okullarda daha dominant hale getirdik. Hikâyenin asıl özü bu.
Ne kadar derslik yaparsan yap, ne kadar öğretmen atarsan ata bunların hiçbir karşılığı olmaz. Çünkü senin yaptığın işi sabote eden, onu gölgeleyen başka bir yapı var. Biz o yüzden okullara kendi kitaplarımızı dağıttık, kaynak kitapları kaldırdık. MÜFREDATI DEĞİŞTİRDİK‘Öğrencilere öğrenebildiklerinden fazlasını yüklerseniz öğrenme kayıplarına sebebiyet verirsiniz’ diyerek Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni oluşturduk.
Bu model ile müfredat yüzde 35 oranında azaltıldı. Şimdi öğretmenler rahat, etkinliklere vakit buluyorlar. SINIF MEVCUTLARI AZALDIEğitim öğretim ortamının iyileştirilmesi için attığımız adımlar var. Bir sırada dört öğrenci otururken, şimdi ortaöğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı yarıya düştü. Öğrencinin konforu arttıkça yani eğitim öğretim ortamı daha nitelikli hale geldikçe başarı da beraberinde geliyor.
Teknolojik altyapıyı güçlendirdik. Şu anda 660 bin sınıfımızda 660 bin etkileşimli tahta var. Öğretmenlerimiz istediği an internetten, EBA’da Talim Terbiye’nin onayından geçmiş eğitim içeriklerine erişebiliyor. KADEMELİ YÜKSELDİK2015’ten sonra tırmanışa geçmeye başlıyoruz. Sıfır noktasından kalkıp da bu noktaya gelmedik. Kademeli olarak yükseldik.
Bunun yanına son açıklanan TIMSS verilerini de koyduğumuz zaman istikrarlı bir yükseliş olduğunu görmek mümkün.” ELEŞTİRİLERE TAKILMIYORUMBen kimin ne söylediğine çok takılmıyorum. Bizim yaptıklarımızı anlatmamız lazım. OECD Genel Sekreter Yardımcısı Ruzicka, ‘OECD üyeleri içerisinde Türkiye’nin sürekli ilk 5 içerisinde olmasını arzu ediyoruz’ dedi.
Elbette bizim de asıl hedefimiz OECD ülkeleri içinde ilk 5 içinde yer almak ve kalıcı olmak. Bundan böyle araştırma 4 yıllık oldu. Bir sonraki uygulamanın tarihi 2029. AMA FAKAT DEMEDEN...
PISA sonuçları açıklandıktan sonra dramatik düşüş gösteren Almanya, Fransa gibi ülkeler karşılaştıkları tabloyu yapay zekâ, sosyal medya, siber zorbalık gibi nedenlere bağlarken, Türkiye gibi yükselişe geçenler ise bunun mutluluğunu yaşıyor. Ancak ülkemizin bu başarısı üzerinde kuşku bulutları oluşturmaya çalışanlar da var.
Bu çevreler, “sorular verildi, okullar ayarlandı” ya da “ülkeler düşüşte, Türkiye normal sıramasına geldi” gibi görüşler öne sürerek başarının abartıldığını iddia ediyor. Ama, fakat demeden şunun altını çizmekte fayda var. Evet OECD ülkelerinin genelinde bir düşüş var. Ancak, Türkiye’de sınavın yapıldığı üç alanda ciddi ilerleme görülüyor.
OECD ülkelerinin puanı düşerken, Türkiye’nin en fazla sıçrama yapan ülke olması kuşkusuz önemli bir başarı. Bunu kalıcı hale getirmek ve bugüne kadar olduğu gibi kademeli ve düzenli yükselişi sürdürmek ise daha da büyük başarı olacaktır. Soruların önceden verildiğine dair iddialara yönelik de şunu söylemekte fayda var.
OECD’nin bilgisayar tabanlı PISA sorularını, simülasyonları ve interaktif araçları doğrudan test edebilecek konular zaten kendi sitesinde yer alıyor. Okuma, matematik ve fen testlerine tüm dünyadan herkes girip örneklem üzerinde çalışıyor, yani sistem sadece Türkiye’nin değil tüm ülkelerin erişimine açık.
UMUT VEREN BİR TABLOEvet, bizde sınav sistemi PISA sorularına uygun hale getirildi, okulların da bu yönde hazırlıklar yaptığı bir gerçek. Hatta PISA uygulama deneme sınavları yapan okul yöneticileri de var. Eğitimde sosyoekonomik düzeye göre başarı, devamsızlık, motivasyon, eşitsizlik, dijital beceri açığı, güvenlik ve okula aideyette tüm dünyada olduğu gibi bizde de sorunlar devam ediyor.
Öğrencilerin düşünme ve araştırma yerine hazır bulunuşu çok daha kolay olan sosyal medyaya odaklanmaları, matematik kaygısının hâlâ çok yükseklerde seyretmesi, zorlayıcı öğrenmeye karşı isteksizlik, okulöncesi eğitimin hâlâ diğer ülkelere göre geride olması ve okul türleri arasındaki farklılıklara daha fazla dikkat edilmeli. Tüm bunlara rağmen elde edilen bu başarı öğrencilerin ama en çok da öğretmenlerin eseri.
Şimdi önümüzde Türkiye için umut veren ama üzerinde ciddi düşünmemiz gereken bir tablo var. Her ne kadar ortalamamız yükselse de matematik korkusu devam ediyor, çocukların bilgiyi yorumlaması ve arasında bağlantı kurmasında, çözüm üretmesinde hâlâ sorun var. Fen liselerindeki öğrenciler çok yüksek başarı gösterirken, başka okul türlerinde tablonun aynı olmaması üzerinde çalışılması gerekir.
Kaynak: Hürriyet