AB’nin “Made in EU” düzenlemesi İngiltere ve Türkiye’yi karşı karşıya getiriyor
Avrupa Birliği’nin Çin’e karşı yerli üretimi ve rekabet gücünü artırmak amacıyla hazırladığı düzenlemenin kapsamı İngiltere ve Türkiye’de yakından izleniyor. İngiliz otomotiv sektörü yıllık 80 milyar euroluk ticaretin korunmasını isterken, Türk otomotiv sanayisi Avrupa’yla üretim ve tedarik entegrasyonunun sürdürülmesini talep ediyor.
Avrupa’nın “Made in EU” sınavı: İngiltere ve Türkiye
Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Avrupa Birliği’nin (AB) yerli üretimi desteklemek için hazırladığı yeni sanayi düzenlemesinin yankıları sürüyor. Uzun zamandır Türkiye’de tartışmaların odağında olan yasa taslağı bugünlerde İngiltere otomotiv sektöründe de gündemin üst sıralarında bulunuyor. İngiltere, Avrupa Birliği’nin hazırladığı Made in EU düzenlemesinde kapsam dışında kalma ihtimalini tartışıyor.
AB üyeleri ile tek pazar kapsamında bulunan İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç otomatik olarak kapsamda değerlendirilirken, AB dışındaki İngiltere ve Türkiye gibi ülkelerin ise hangi şartlarla dahil edileceği henüz netleşmiş değil. Dolayısı ile İngiltere otomotiv sektöründe ‘Made in EU’ kapsamı dışında kalmanın rekabet gücünü zayıflatabileceği görüşü hakim.
Avrupa'nın "Made in EU" sınavı: İngiltere ve Türkiye
İngiltere’nin yeni Başbakanı Andy Burnham, ülkesinin AB tarafından güvenilir ortak olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, aksi durumda İngiliz otomotiv sektörünün olumsuz etkilenebileceği uyarısında bulundu.
İngiliz otomotiv üreticileri birliği SMMT de, AB ile İngiltere arasındaki otomotiv ticaretinin yıllık yaklaşık 80 milyar euro seviyesinde olduğunu belirterek, mevcut üretim zincirlerinin korunması gerektiğine dikkat çekti. Sektör temsilcileri, İngiltere ve Avrupa otomotiv sanayilerinin Brexit sonrasında da güçlü şekilde birbirine bağlı olduğunu vurguluyor.
“Made in Europe” tartışması İngiltere ile AB arasında Çin elektrikli araçları üzerinden yeni bir pazarlık başlığına da dönüşüyor. Brüksel, İngiltere’nin “Made in Europe” sanayi politikasından yararlanabilmesi için Çin’e yönelik ticaret politikasını AB ile daha fazla uyumlu hale getirmesini istiyor.
AB, Çin’den ithal edilen elektrikli otomobillere üreticiye göre yüzde 7 ile yüzde 35 arasında değişen ek vergiler uygularken, İngiltere’de halen standart yüzde 10 gümrük vergisi bulunuyor. Çin üretimi araçların İngiltere’deki yeni otomobil pazarındaki payının yaklaşık yüzde 16’ya ulaşması da, Londra’nın kararını daha da kritik hale getiriyor.
Avrupa Komisyonu’nun açıkladığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act), Avrupa’daki üretim kapasitesini güçlendirmeyi, stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmayı ve özellikle Çin merkezli tedarik zincirlerine bağımlılığı düşürmeyi hedefliyor.
Düzenleme kapsamında kamu alımları, ihaleler ve devlet destekleri yoluyla satın alınan ürünlerde yerel üretim ve düşük karbon şartları getirilmesi planlanıyor. Elektrikli araçlar, bataryalar, çelik, alüminyum, hidrojen teknolojileri, güneş ve rüzgar enerjisi gibi stratejik sektörler düzenlemenin kapsamına giriyor.
Elektrikli araçlarda ise kamu alımlarında tercih edilecek modellerin Avrupa Birliği içindeki fabrikalardan çıkması ve batarya dışındaki parçalarının yüzde 70’inin Avrupa üretimi olması şartı öngörülüyor. AB’nin yeni üretim kuralları Türkiye otomotiv sanayisinin de gündeminde bulunuyor.
Üretiminin yüzde 60’ını Avrupa’ya ihraç eden Türk otomotiv sektörü, Avrupa üretim ekosisteminin önemli parçalarından biri olarak konumlanıyor. Her fırsatta bu konuya dikkat çeken Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Başkanı Cengiz Eroldu, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi ve yıllardır oluşan üretim entegrasyonu sayesinde Avrupa otomotiv sanayisinin önemli bir tamamlayıcısı olduğunu belirtmişti.
Eroldu, Hem kamu hem de özel sektör nezdinde bu taslağın Türkiye nin Avrupa ile olan entegrasyonunu devam ettirecek şekilde olması için çalışıyoruz. Türkiye bugün hafif ticari araçlarda ve otobüste Avrupa daki en büyük üretici. Avrupa daki otomobil pazarının tamamlayıcı bir ülkesiyiz. Bu ilişki daha da güçlenerek devam etmeli. Avrupa Birliği nin bu konuyu muhakkak düzeltmesi lazım ifadelerini kullanmıştı.
Türkiye’nin Avrupa pazarına yönelik üretim yapan güçlü bir otomotiv üssü olduğunu vurgulayan OSD Başkanı Eroldu, yeni kuralların tedarik zincirlerini bozmayacak şekilde şekillenmesinin önem taşıdığını dile getirerek, Avrupa yı Çin rekabetine karşı birlikte hareket etmeye çağırmıştı.
OSD nin açıklamalarından anlaşılacağı üzere, Türkiye otomotiv sektörü açısından temel beklenti, Avrupa ile kurulan üretim bağlarının korunması ve Türk üreticilerin yeni sanayi politikalarında rekabet gücünü sürdürebilmesi olarak görünüyor. Öte yandan, yeni düzenlemenin otomotiv sektöründe yarattığı belirsizlik nedeniyle sektör temsilcileri Brüksel temaslarını artırdı.
Türk otomotiv sanayisini temsil eden üst düzey bir heyet, Temmuz ayı sonunda Brüksel’de yoğun bir temas programı gerçekleştirdi.
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) ve Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) yönetimlerinin hazır bulunduğu program kapsamında Avrupa Parlamentosu temsilcileri, Avrupa iş dünyasını temsil eden çatı kuruluşlar, otomotiv ekosisteminin ilgili sivil toplum kuruluşları ve OEM temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.
Temaslarda, Türk otomotiv sanayisi açısından kritik öneme sahip başlıklar değerlendirilirken, Türkiye ile Avrupa arasındaki üretim, tedarik ve inovasyon iş birliğinin geleceği ele alındı.
Görüşmelerin ana gündem maddesini Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Industrial Accelerators Act (IAA) taslağı ve “Made in EU” yaklaşımı oluştururken, Türkiye ile Avrupa otomotiv sanayileri arasındaki uzun yıllara dayanan üretim, tedarik ve inovasyon iş birliğinin önemi ile söz konusu düzenlemelerin yaratabileceği olası etkiler üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.
Burada Avrupa Birliği açısından önemli bir çelişki ortaya çıkıyor. Bir yandan Çin karşısında rekabet gücünü korumak ve Avrupa’daki üretim kapasitesini güçlendirmek isteyen AB, diğer yandan yıllardır kendi üretim ekosisteminin parçası olan Türkiye gibi ülkeleri yeni “Made in EU” yaklaşımının dışında bırakırsa, hedeflediği tedarik zinciri güvenliğini kendi eliyle zayıflatma riskiyle karşı karşıya kalabilir.