Elif Eda’nın “Süt Çiftliği”, kayıp ve iyileşmeyi ortak yoksunlukta buluşturuyor
İlk uzun metrajı “Süt Çiftliği”nde Elif Eda, ailesini kaybeden İrem ile savaş ve sürgünün izlerini taşıyan Halid’in hikâyesini, annelerinden ayrılan buzağıların çaresizliğiyle kesiştiriyor. Ayvalık Film Festivali’nde gösterilen film, insan ve hayvanların ortak kayıp duygusunu pastoral bir dünyada işlerken umudu da koruyor.
Annesinden ayrılan her canlının yası: Yas, umut ve süt
Haber detayı
Haberin ayrıntıları
Yerde uzanan bir grup çocuk. Yattıkları yerden sakince kalkıp dans etmeye başlıyorlar. İrem (Mira Saikali) huzurla takip ediyor ritmi ve birazdan içine düşeceği acıdan habersiz, belki de son mutlu anını yaşıyor. “Süt Çiftliği”, 12 yaşındayken ailesini trafik kazasında kaybettiği için babaannesinin yanına, bir süt çiftliğine yerleşmek zorunda kalan İrem'in hikayesiyle açılıyor.
Burada tanışacağı ve kader ortaklığı kuracağı Halid'in (Ediz Metin) söylediği gibi o da herkes gibi normal bir çocuk başlangıçta. Normal bir yaşam sürdürürken korkunç bir acıyla tanışıyor. Bilmediği bir yerde, tanımadığı insanlarla yaşamak zorunda kaldığında tek çareyi anılarda buluyor. Annesi ve babasıyla çektiği onlarca video, İrem için bir tür sığınağa dönüşüyor.
Image
Bu yüzden ilk andan itibaren İrem'in iç dünyasını ve ailesiyle ilişkisini, bu videolar ve fotoğraflar aracılığıyla öğrenmeye başlıyoruz. KAYIP VE İYİLEŞME Filmin bu andan sonra, İrem'in yaşadığı kayıp ve iyileşme yolculuğu sırasında, hikâyede çatışma yaratan çözümü ise ilk bakışta basit görünüyor.
Ancak üzerine düşünüldüğünde, Halid'in mantarı gibi beklenmedik bir tılsımı anlatının üzerine serpiştiriyor: Süt çiftliğinde, doğumdan hemen sonra sözde özel bakıma alınan buzağıları annelerine kavuşturmak... İrem, annelerinden ayrı kalan hayvanları gördüğünde doğal olarak tepki gösteriyor ve kısa sürede kendisi gibi olduğunu öğrendiği yeni arkadaşı Halid'le birlikte yeni doğan hayvanları kurtarmayı deniyor.
Bu girişim haliyle en çok çiftlikte çalışan ve o da bir öksüz ve yetim olan Halid'in başına dert açıyor ve iki çocuğun yazgı ortaklığı, pastoral manzaralar arasında bana yer yer Reha Erdem'in “Koca Dünya”sını anımsatan bir serüvene dönüşüyor.
Kendileri gibi olmasın diye küçük bir buzağıyı kurtarmaya çalışırken en çok korktukları şeyle yüzleşiyorlar: İrem'in telefonunu kaybı bir bakıma ailesinin hafızadan, anılardan da gidişine, Halid'in savaş ve sürgün anıları ise yitip giden her şeyi yeniden hatırlatıyor ona.
“Süt Çiftliği”nde, süt üretiminin koşulları ve işleyişiyle ilgili olarak öyküye eklemlenen anlaşma meselesi ve köylülerle olan çatışma ise bana göre İrem ve Halid'in iyileşme, büyüme ve acıyla yüzleşme yolculuğunu bazı anlarda sekteye uğratıyor. Çünkü bütününde, anlatıya bir katkı sağladığı hissine kapılmakta güçlük çektim.
Tek başına, bir mağarada yeniden yaşama başlayan ve bir mağarada iyileşme olasılığını fark eden iki çocuğun öyküsü ve kendileri gibi olan hayvanları kurtarma arzuları öylesine gerçek ve içten ki filmi etkileyici ve inandırıcı kılmaya yetiyor da artıyor bile.
ANNEDEN AYRILMAK Bu filmle ilk uzun metrajını çeken Elif Eda bir söyleşisinde, anne olduktan sonra inekler ve yavrularının birbirinden ayrılması üzerine düşünmeye başladığını ve bu fikrin tohumlarının atıldığını söylemiş.
Gerçekten de “Süt Çiftliği”, annesinden ayrılan her canlının, filmdeki gibi korunma amaçlı bile olsa ne denli büyük bir yalnızlığa, kimsesizliğe, çaresizliğe ve mahkûmiyete dönüştüğünü bir kez daha hatırlatıyor. Bu yüzden o buzağı gibi yerde yatan İrem'i veya Halid'i gördüğümüzde, aralarındaki bağların sırf metaforik olmadığını fark ediyoruz.
Çünkü ister korunaklı bir çiftlikte refah içinde yaşayan İrem olsun ister savaştan kaçarak yaşama tutunmaya çalışan Halid olsun ister mikrop kapmasın diye annesinin sütünden mahrum kalan buzağı... İnsan veya hayvan, varlıklı veya savaş sürgünü bir garip. Her birinin yası, kaybı farklı ancak yoksunlukları aynı. Çünkü hepimizin doğasında aynı şey var ve süt, bunun ilk temeli.
Bu yüzden bir bakıma hem çatışmanın özünde filmde hem varoluşun hem de soyut ve somut haliyle büyümenin, iyileşmenin. Dünya üzerindeki canlıların bu alabildiğine sıradan tabiatı üzerine dokunaklı bir film “Süt Çiftliği” ama mayası umut dolu. Ayvalık Film Festivali'nde gösterilen Süt Çiftliği, yakında vizyonda. Puanım: 7/10