Amerika’da erkeklere iş yok mu
GEÇEN gün bir istatistik okudum.
GEÇEN gün bir istatistik okudum.

Pek inanamadım. Sonra döndüm bir daha okudum. Hiç ihtimal veremeyince gittim ABD Çalışma Bakanlığı’na bağlı Çalışma İstatistikleri Bürosu’ndan kontrol ettim. Evet doğruydu... Ağustos ayında istihdama eklenen 162 bin işin tam yüzde 98’i kadındı. Erkekler ise sadece 4 binde kalmıştı. *Sonra bir de son 20 aya bakayım dedim. Yani Trump göreve başladığından bu yana. Tablo giderek daha da acayip bir hal almaya başladı.
Bu 20 aylık dönemde toplam net istihdam 759 bin artmış. Kadın istihdamı net 765 bin artış gösterirken, erkek istihdamı net 6 bin azalmış. *İstatistik ortaya çıktığından beri birkaç gündür Amerikalı erkekler isyan halinde. “Kadınların işgal ettiği” insan kaynakları departmanlarına veryansın ediyorlar. “Kadın düzenine” isyan ediyorlar. “Amerika’da beyaz erkek olmak cehennemi yaşamak” diyorlar.
*Hal böyle olunca istatistiklere biraz daha derin bir dalış yaptım. Gerçekten ortada “erkeği işe almama” üzerine kurulu bir düzen mi palazlandı yoksa işin arkasında başka bir iş mi var? Şu an ABD’de 16 yaş ve üstü erkeklerde işsizlik oranı yüzde 4. 4 görünüyor. 80 milyonun üzerinde erkek çalışıyor yani. Peki son 20 aydır yaşanan ne? *İlk büyük neden, büyümenin yaşandığı sektörler.
Amerika’da son dönemde istihdamı sırtlayan iki temel alan var: Sağlık ve sosyal hizmetler ile kamu ve eğitim sektörü. Bu alanlarda yoğun olarak kadınlar görülüyor. Erkek çalışanların ezici çoğunlukta olduğu sektörlere bakıyorsunuz: İmalat sanayii, ağır sanayi, taşımacılık, lojistik ve inşaat... Buralarda gidişat pek parlak değil.



Artık yüksek faiz oranları mı dersiniz, Trump’ın ticaret savaşları mı yoksa bildiğin savaşları mı dersiniz onu bilemem. Ama Amerikan ekonomisinin üreten, inşa eden, büyüyen ve büyüten kısımlarında sıkıntı var gibi görünüyor. *“Erkeklere yönelik ambargo” gibi iddialı bir lafı desteklemek için benim elimde bir veri yok.
Ama işin erkekler, kadınlar, toplum ve aile için alarm veren kısmı şu:Mavi yakalı, üretim yapan ve ekonomiyi sırtlayan erkek iş gücü darbe alıyor... Şimdi burada şunun da altını çizmek lazım: Erkeğin iş gücüne katılamaması, kadını şeytanlaştıracak ya da kadın istihdamını kötü gösterecek şekilde aktarılmamalı. Fakat tek aylık veri dahi Amerika’nın “yalnız bırakılmış” beyaz, Hristiyan, erkek kesimini tetikleyebildi.
Trump’ın yıllarca liderlik ettiği ve tam da bu öfkeyi arkasına alarak yükseldiği taban için bu rakamlar sıradan bir istatistik değil... Kültür Savaşı. *Trump ne diyor peki bu işe? Onun tepkisi tahmin edebileceğiniz üzere... Yüzeysel. “Kadınlar beni bundan dolayı seviyor” diyerek kestirip attı. Kadınlar seviyordur belki sevmesine ama erkekler uzaklaşmasa bari? SAVAŞ YOKSA DEVLET DE YOKHATIRLAR MISINIZ...
İran ile savaşın başlarında Trump da hepimiz gibi buna bir “savaş” diyordu. Ancak ne Kongre savaş ilan etmişti ne de Trump’ın böyle bir yetkisi vardı. Hal böyle olunca ekibi tarafından uyarılan Trump “savaş” demek yerine bir sürü çözüm denedi. Neler dedi mesela? - Askeri çatışma. - Askeri operasyon. - Kısa bir sefer. - Hava cıva.
*Trump’ın 18 askerini kaybettiği bu savaşa “hava cıva” deyip geçmesinin ve resmen “savaş” diyememesinin bazıları için ciddi sonuçları oldu. Kim mi? Ölen askerlerin aileleri için. Olay şu... Pentagon, savaşta ölen askerlerin ailesine gerek para gerek sağlık hizmetleri olarak büyük yardım sağlıyor. *Fakat...
Bu tazminatın ve savaş gazilerine tanınan özel hakların tam anlamıyla devreye girmesi için “resmen” savaş olması lazım. E bu ne? Trump da dedi ya... Hava cıva küçük bir sefer. Konu ulusal medyaya taşınınca Beyaz Saray hemen harekete geçeceğini söyledi ama şu örnek bile işlerin ne kadar düşünülmeden ilerlediğini gösteriyor. Demek ki neymiş? Savaş yoksa ölünün arkasında devlet de yok. TRUMPSIZ BİR DÜNYABAKIN...
Belki de yakın tarihin en büyük kırılma anlarından birini anlatacağım size. David Axelrod, 44’üncü Başkan Obama’nın başdanışmanı. Geçenlerde anlattığı hikayeye göre 2010 yılının baharında, Trump‘tan bir telefon alıyor. *Trump kendisine şöyle diyor: “Ben balo salonları inşa ediyorum. Dünyanın en muhteşem balo salonlarını yaparım. Florida‘ya gelin de kendiniz görün.” Nasıl... Şu ana kadar tanıdık geldi değil mi?
Şöyle devam ediyor Trump: “Resepsiyonlar düzenliyorsunuz ama bunları arka bahçedeki o uyduruk küçük çadırlarda yapıyorsunuz. Bu bize hiç yakışmıyor. Gelin size bir balo salonu yapayım.” *Axelrod fikri çok saçma buluyor. “Zaten 2008 krizinin tam ortasındayız. Balo salonunun zamanı mı şimdi. Seçmen bizi darağacında sallandırır” diyerek fikri Obama’ya falan götürmüyor.
Beyaz Saray’da düşük seviye bir sekretere not olarak iletiliyor. Ve Trump’ın telefonu hiç çalmıyor... *Düşünebiliyor musunuz... Obama, 2010 yılında Trump’a “Peyzajdan Sorumlu Beyaz Saray Danışmanı” rolü falan verse son 10 yılı çok başka geçirmiş de olabilirdik. Bugün ise Beyaz Saray’ın doğu kanadı yıkık. Yerinde balo salonu yükseliyor. Oval Ofis’te de Trump oturuyor. Acayip bir hikâye gerçekten.
İSRAİL İÇİN İNGİLİZLERLE BOZUŞACAKBİRLEŞİK Krallık hükümeti ile ABD bu aralar fena kapışacak. Sebebi de İsrail. Kısaca şöyle anlatayım... Yeni İngiliz Başbakanı Andy Burnham’ın hükümeti, Batı Şeria’da İsrail’in illegal işgal ettiği yerlere yönelik ticaret yasağı açıkladı. Hatta bir de üstüne Batı Şeria’daki “teröristler etnik temizlik yapmaktadır ve İsrail hükümeti buna göz yummaktadır” dedi.
Burnham hatta bunu Trump’a doğrudan telefonda da iletmiş. Birleşik Krallık’a Fransa, Kanada, Danimarka, İspanya, Finlandiya, İrlanda, İzlanda, Norveç, Polonya, Portekiz ve İsveç de katıldı. *İsrail zaten küplere binmiş durumda. Bir de abisinden baskı istiyor. Kongre’deki klikler İngilizlere ateş püskürürken “Falkland Adaları” için “Arjantin toprağı olarak tanıyalım” çağrıları bile geliyor.
Trump da biraz körükledi bunu. Adalarda egemenlik kimde incelediklerini söyledi ve yeniden savaş çıkarsa İngiltere’nin yanında olmayacaklarını söyledi. Yani velhasıl kelam... İsrail’in meseleleri yüzünden ABD en eski müttefiklerinden biriyle papaz olmak üzere. Fakat Burnham hükümetine de İngilizlere de bu cesur çıkışları için ayrı bir tebrik...
Kaynak: Hürriyet