Ağırel Metris’ten ilk yazısını yazdı
Bugüne kadar yazdığım satırları yalanlayamadılar. Sizlere mahcup olacak tek bir hata yapmadım.
Bugüne kadar yazdığım satırları yalanlayamadılar. Sizlere mahcup olacak tek bir hata yapmadım.

Her zaman olduğu gibi bana ulaşan bir ihbarı araştırdım. Belgelemeye çalıştım. Ancak yapmadığım bir haber nedeniyle evet Metris’teyim! Baştan anlatayım... YENİ Parti Milletvekili Ümit Özlale, Meclis’te fon skandalında iki bakanın olduğunu söyledi. Sordum soruşturdum.
Bu bakanlardan birinin Ömer Bolat olduğunu ve Hedef Portföy’de hesabının olduğunu söyledim. Bakan benim için “Haysiyetsizce yalan söylüyor” dedi. “400 koyup 800 aldığım yalanını söylüyor” dedi. Oysaki yalan söyleyen bakanın kendisiydi. Ben böyle bir cümle kurmadım. Benim verdiğim bilgiyi doğruladı. Kabul etti. Sonra hakkımda suç duyurusunda bulundu. Savcılık beni ve İsmail Saymaz’ı telefonla ifadeye davet etti.


İşte her şey burada başladı. Adliyeye girerken gülerek girdim. Arkadaşlarıma, meslektaşlarıma selam verdim. Vay efendim neden davet edilmiş de neden gülerek adliyeye girmişim! Güvendiğim birileri varmış! Beni koruyorlarmış! Bir kampanya başlatıldı. Önce yurtdışı çıkış yasağı ve haftada üç gün imza ile serbest bırakıldık. Sonra da adli kontrol kararımız ev hapsine çevrildi.
Bu sefer başladılar “Nasıl tutuklanmaz” nidalarına! Ardından cuma günü sabah 06. 00’da kapım çalındı. Mali şube geldi. “Hayırdır” dedim. Dediler ki “Sen karapara aklama faaliyetinde” bulunmuşsun. “Kiminle” dedim. “Sinan Çampınar”ın ismini gördüm. “Yok artık” dedim. Evi didik didik aradılar. Yeni aldığım, daha borcu bitmemiş masaüstü bilgisayarı ve tablet de gitti. Diğerleri de önceki operasyonlarda gitmişti.
Gittik mali şubeye. Suçumu sordum, söylemediler. İktidar yanlısı gazeteciler yazdı suçumu: Haber yapmamakmış. Yaptığım haberler nedeniyle çok yargılandım ama ilk defa yapmadığım haber nedeniyle suç işlemişim. Emniyet’te ifadem 4. gün alındı. Suçumu orada öğrendim: “Belgeleri gazeteci Murat Ağırel’e gönderdik haber yapmadı. Gönderdiğimiz belgeleri Sarıgül ailesine verdi.” İşte suçum bu! Gerçek ne anlatayım...
Gökçekler ile ilgili Almanya’ya gittiğimde bir avukat, “Murat Bey, Osman Gökçek’in İspanya’da ve Almanya’da 150 Milyon Avro parası varmış. Arkadaşım Sinan’ın çalıştığı şirketlere yatırım yapmış. Sinan sizinle konuşmak istiyor” dedi. Kendi telefonundan aradı. Bana uzun uzun Osman Gökçek’i anlattı. Sonra “Daha büyük bir dosya var, Sarıgül dosyası” dedi. “Bizi dolandırdı. 1 milyar Avro parası var” dedi.
“Sen bu dosyayı yap, sonra Osman Gökçek evraklarını veririm” diye de ekledi. Ben de kabul etmedim. Türkiye’ye döndüm. Bu Sinan, avukattan benim telefonumu almış ve bana yeniden videolar ve fotoğraflar gönderdi. Kendisine mesaj yazdım, “Bu video ve fotoğraflar onların iddialarını doğrular nitelikte değil” dedim. Mesaj görüntüsünü ekliyorum. “Ben size demiştim, FRAGMAN bunlar” dedi. Konuyu Onlar TV ekibine anlattım.
Ekip tüm belgeleri görmek istedi. Osman Gökçek ile ilgili belgeleri de istedim. Göndermedi. “Önce Sarıgül” dedi. Devamında da “Biz bu belgeleri Tamar Tanrıyar’a gönderdik, benim fotoğrafımı kullandı ama dosyayı yapmadı. İmamoğlu ile ilgili bilgi ve belge istediler” diye de anlattı. Nedir bu Sarıgül olayı dedim, bir sürü iddia anlattı. Haliyle ben de anlattıklarının belgelerini istedim.
Belge olarak Denizli’de açılmış bir mahkeme dosyası gönderdi. Araştırdım. Emir Sarıgül bu davayı kazanmış. Almanya’daki avukattan şirket evraklarını istedim. Kurulan şirket yok. İngiltere’de kurulan şirket evrakları (noter evrakları) sahte. Almanya’da kurulduğu iddia edilen şirketler faaliyette değil, sadece isimleri var. Gönderdiğini söylediği belgeler, para dekontlarını istedim. Vermedi önce.
Sonra “Almanlar sizinle görüşmek istiyor” dedi. Görüntülü bir toplantı gerçekleştirdik. Bakın bu anlattıklarımın tamamı onların deyimi ile belgeli. Çünkü beni tanıştıran kişi, bu “Sinan Çampınar” denen kişi ile ilgili uyarılarda bulundu. Sonra olayı araştırırken bu kişinin Almanya’da da dosyaları olduğunu öğrendim. Neyse... Bu Almanlara “Belge vermediğiniz sürece iddialarınız gerçek değil” dedim.
“Biz anladık” dediler ve Sinan vasıtası ile iki dekont gönderdiler. Bakın bunlar belgeydi. Bu dekontları doğrulatmam gerektiğini ve karşı tarafın iddialarını soracağımı bildirdim. Almanya’ya bunu sordum, sordurttum. “Bu belgeler gerçek değil, yapay zekâ” dediler. Sonra Sarıgül’ün avukatı bana, Sinan Çampınar’ın Sarıgül’ün muhasebecisine “Türkiye’nin en iyi 5 gazetecisine haber yaptırıyorum” dediğini söyledi.
Tabii bu durumu muhasebeciler Sarıgül’e söylemiş. Sarıgül de bunu avukatı Hüma Hanım’a iletmiş. Hüma Hanım da avukatım Gamze Pamuk’a ulaşmış. Hatta haberi Timur’un yaptığını sandıkları için önce Timur’la görüşmek istemişler. Gamze Pamuk da “Murat Ağırel araştırıyor” demiş ve numaramı vermiş. Hüma Hanım aradı, kısaca sorular sordum. Belgeleriyle cevaplamak istediler. Bana Denizbank hesap dökümlerini getirdiler.
Banka transferlerini sordum, tamamen sahte olduklarını beyan ettiler. Bu arada Sinan Çampınar haberi yapmam için beni sıkıştırmaya devam edince tekrar mesaj yazdım. Mesaj görselini de ekliyorum. Tüm olay bundan ibaret. Yani “Osman Gökçek’in 100 milyon Avro’su benim şirketlerimde” dedi. Osman Gökçek’i aradım, yalanladı.
İngiltere’deki şirket sahte, evraklar sahte, dekontlar sahte ve adam “Ben karapara aklıyorum” diyor. Yat belgeleri eksik ve yanıltıcı. Ben bu adama nasıl inanıp haber yapacağım? Haber yapmış olsam “halkı yanıltıcı bilgiden, iftiradan, görevi başındaki devlet memurunu aşağılamaktan” gözaltına alınmayacak mıydım? Hepsi bir kenara, ben bu halkın yüzüne nasıl bakardım? Tekrar belge istedim. Ancak cevap vermediler.
Kendimi “şahıs” olarak soruşturmanın içinde buldum. Örgüte yardımmış! Suçum örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardımmış. Yani sahte haber yapmadığım için, daha önce yasadışı bahis irtibatını yazdığım Ömer Sarıgül ve Mustafa Sarıgül ile örgüt arkadaşı oldum. Ne Mustafa Sarıgül ile ne de diğer isimler ile tanışıklığım yoktur. Yan yana dahi gelmedim. Ömer Sarıgül’ü yaptığım haber nedeniyle aradım aylar önce.
Mustafa Sarıgül ile Kahramanmaraş depreminde 30 saniye enkaz başında karşılaştık. Aylin Kotil ile Mudanya kitap fuarında denk gelmişiz. Ne bir kahve içtik ne bir telefonlaşma var. İşte böyle bir örgüt... Ancak hata bende! Ne öyle evrak, belge doğrulatmakla uğraşıyorsun? Dekont sahteymiş ne önemi var. Yayınla gitsin. Vicdanın, namusun, gazetecilik etiğinin ne önemi var? Yayınla gitsin! Ama ben suçluyum...
Troller gibi verilen emirleri yerine getirmediğim için, Halkın hakkını, hukukunu gözettiğim için, Karapara düzenini bozduğum için, Foncuları bir türlü rahat bırakmadığım için, Bu halkın kanını emen vampirlere güneşi gösterdiğim için suçluyum.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika


