10 Kasım ve ayrılma anksiyetesi
Salı günü 10 Kasım. Bugüne kadar 10 Kasım’la ilgili yazılarımda Atatürk’ün büyüklüğünü ve onu kaybetmenin üzüntüsünü dile getirdim.
Salı günü 10 Kasım. Bugüne kadar 10 Kasım’la ilgili yazılarımda Atatürk’ün büyüklüğünü ve onu kaybetmenin üzüntüsünü dile getirdim.

Şimdi ise bunların yanı sıra insan yaşamındaki ayrılma anksiyetesinden de söz etmek istiyorum. Karşılaşılan tüm ölümler, hatta ayrılma düşüncesi ayrılma anksiyetesi uyandırır ancak onun ölümü farklı, derin ve yaygın bir ayrılık anksiyetesi uyandırmıştır bizde.
TARİHİMİZİN EN BÜYÜK KAYBI Milletlerin tarihlerinde acısı yüzyıllarca unutulmayan büyük kayıplar vardır. Bizim tarihimizde de Oğuz Kağan’ın, Kapağan Kağan’nın, Bilge Kağan’ın, Attila’nın, Sultan Alpaslan’ın, Timur’un, Fatih’in ölümleri insanımız için büyük bir acı kaynağı olmuştur, ancak bence kayıplarımızın en büyüğü Atatürk’ün ölümüdür.
Tarihimizdeki pek çok zaferin bir rövanşı olabilirdi: Malazgirt’i, Mohaç’ı kazanmasaydık bir süre sonra tekrar kazanabilirdik. Ancak Kurtuluş Savaşı’nın rövanşı yoktu. TBMM elindeki son imkânlarla hazırladığı orduyu kaybetseydi ardından ikinci bir ordu oluşturma şansı yoktu. Bunun kadar önemli bir başka nokta şuydu: Eğer O Cumhuriyeti ilan etmeseydi çağdaş dünyaya yönelmemiz, ilerlememiz mümkün olmayacaktı.
Bütün bunlardan ötürü Atatürk’ün ölümü Türk Tarihi’nin en büyük kaybıdır. 10 Kasım 1938 sabahında Atatürk’ün öldüğünü bütün ülke duymuştu. İstanbul Üniversitesi’nde görevli bir Alman profesör, dekanın odasına girer, “Atatürk ölmüş, derse gireyim mi, girmeyeyim mi?” diye sorar. Dekan da ona “Sizin ülkenizde böyle birisi öldüğünde ne yaparsanız öyle yapın” der.
Alman profesör ise “Benim ülkemde bugüne kadar böyle birisi hiç ölmedi” cevabını verir. AYRILMA ANKSİYETESİ Ayrılma anksiyetesi veya ayrılık kaygısı, kişinin bağlı veya bağımlı olduğu bir kişiden, anne babadan, eşten, arkadaştan, bir kurumdan, bir unvandan ayrılması durumunda veya ayrılma ihtimali ortaya çıktığında yaşadığı yoğun korkuya, strese verilen addır.
Eskiden ayrılma anksiyetesinin sadece çocuklarda ortaya çıktığına inanılırdı, şimdi yetişkinlerde de görüldüğünü düşünüyoruz. Eğer bir çocuk annesine veya ona bakım veren bir kişiye güvenli bağlanmışsa, kısa süreli ayrılıklar sorun yaratmaz. Ancak güvenli bağlanmamışsa çocuk ayrılma durumunda zihinsel ve fiziksel boyutta anksiyete yaşar. Ağlar, anneye yapışır, bırakmak istemez, çevreye ilgisini kaybeder.
Yetişkinlerde ise daha çok sebepten ötürü ayrılık anksiyetesi ortaya çıkar. Sevilen bir kişiden ayrılmanın yanı sıra bir ülkeden, bir mekândan, bir makamdan ayrılma düşüncesi de ayrılma anksiyetesi yaratabilir. Ayrılma anksiyetesi karşısında yetişkinler çocuklara oranla çok sayıda karmaşık tepkiler verirler. Kayba engel olmak için duruma göre çeşitli önlemler alırlar, öfkelenirler, saldırganlık sergileyebilirler.
Otto Rank’a göre doğumla başlayan ayrılık anksiyetesi insan yaşamı boyunca etkili olur. Belirli bir süre devam eden ayrılık anksiyetesi doğal kabul edilebilir, kişi kendisi başa çıkabilir. Ancak anksiyete uzun sürer de kişinin yaşam kalitesini tehdit eder hale gelirse bu durumda bir uzmana başvurulabilir, birtakım psikoterapi tekniklerinden yararlanılabilir.
ATATÜRK’TEN AYRILMA ANKSİYETESİ Bütün ölümler acıdır ancak kanımca Türk milleti Atatürk’ün ölümü karşısında çok özel bir anksiyete duymuştu ve duymaktadır. Onun ölümünde annem babam dahil hemen herkes ağlamıştı. Bence insanlar tarihin, tarihlerinin dönüm noktasında bulunduklarını hissetmişlerdi. Bu ülke, pek çok şeyini borçlu olduğu bir insanı kaybetmenin üzüntüsü ve telaşı içindeydi.
O günlerde Nihat Sami Banarlı, Kabataş Lisesi’nde öğrencilerinden onun kaybıyla ilgili duygu ve düşüncelerini yazmalarını istemişti. Faruk Dursunoğlu adlı bir öğrencinin kompozisyonu tek cümleydi. Dursunoğlu şöyle yazmıştı: “O gün yağmur yağmadan bütün Türkiye ıslandı.”
Gençliğimde Yavuz Zırhlısı’nın Atatürk’ün naaşını Dolmabahçe Sarayı’ndan alıp İzmit’te trene götürmesini gösteren film ne zaman gösterilse babam ağlardı. Atatürk bizim ulusal kahramanımızdır, ulusal mürşidimizdir, ulusal öğretmenimizdir. Yıllarca her 10 Kasım’da saygı duruşunda, biraz bencilce ama Atatürk’ün yaptıklarını değil, o an kendimi yalnız hissettiğimi düşünürüm. Anksiyetenin bir türü de bu olsa gerek.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika

